Dört arkadaş ormanlık alanın içinden geçen bir otobanda sonu belirsiz bir yolculuğun parçası olurlar. Benzinleri bitmez, yeme-içme, uyuma gibi temel ihtiyaçları olmaksızın hayatlarını sürdürmek zorunda kalırlar. 27 yaşındaki Alexander Ullom imzalı ‘Sonsuz’, Z Kuşağı’nın varoluşsal meselelerine tercüman olan bir yapım.
Hayat yarışının çok erken basamaklarında, dostlukları geçmişe dayanan, okuldan dört sıkı arkadaş... Henüz 20’li yaşlarının başlarındadırlar ve birlikte hoşça vakit geçirebilmek için buluşmuşlardır. Tyler’ın arabasıyla gidecekleri yer için ormandan geçmek zorundadırlar. Day ve Fisher avare bir ruh durumuna sahiptir, James ise sisteme bir an önce katılıp elde edeceği avantajlarla iyi bir yaşam sürmenin hayali içindedir. Tyler’ın kız arkadaşından niye ayrıldığını, James’in işteki ilk gün giydiği kıyafeti konuşurlarken çıkışı kaçırdıklarını düşünürler. Ama navigasyona göre doğru yoldadırlar. Derken Tyler aynı güzergâh üzerinde bir süredir ilerlediklerini ve bir tür fasit daire içinde hareket ettiklerini iddia etmeye başlar.
Geri dönerler ama bu da çözüm olmaz. Gökyüzüne doğru yükselen ağaçlar, etrafı saran yemyeşil bitki örtüsü, bir ormanın içinde doğrusal bir şekilde uzanmış otobanda ilerlemektedirler.
Durup indiklerindeyse zombileri andıran bir grup insanın saldırısına uğrarlar. Gerçi bu topluluğun onlara saldırmaktan ziyade sanki arabayı ele geçirme isteği var gibidir. Dolayısıyla durup uzun boylu dinlenecek güvenli ortamları yoktur, çünkü nerede mola verirlerse versinler bir grup insan ortaya çıkmaktadır. Ortada tuhaf bir denklem vardır; onlar durmadan yollarına devam eder, 90 saniyelik molalarla idareye soyunur, sürekli araçla hareket ederken araba bir tür evlerine, sığınaklarına dönüşür. Öte yandan fark ederler ki zaman akıp gitmekte ama onlar açlık hissetmemekte, benzini asla bitmeyen bir arabada sohbet ederek ve dönüşümlü olarak direksiyona geçerek yolculuklarını iki şeritli bu çıkışsız otobanda sürdürmektedir. Yolun sonu yoktur ve asıl olarak onların sonu ne olacaktır?
Etnik kökenleri Jamaika, Çin ve Kafkasya’ya dayanan 27 yaşındaki Alexander Ullom’un ilk uzun metrajı ‘Sonsuz’ (It Ends) işte böyle bir konuya sahip. Gerilim-korku filmi havasında başlayıp adrenalin yükselten yapım belli bir aşamadan sonra yönünü ‘felsefe’ rotasına doğru çeviriyor ve hem arabanın içindekiler hem de güzergâh metaforik okumalara direksiyon kırıyor. Ucu belirsiz otobanda sıkışıp aynı rutinleri tekrarlamak Tyler, James, Day ve Fisher’ı doğal olarak zihin egzersizlerine zorluyor. Acaba ölmüşler midir ve bu yol onlar için bir ‘araf’ mıdır? Acaba bu durum günahlarının bir bedeli midir ve onlar bir çıkmazın içinde sürüklenirken işledikleri kötülüklerin hesabını mı veriyorlardır? Karakterlerden biri hissiyatını “Yorgun değilim, aç değilim ve cinsel olarak da uyarılmıyorum” şeklinde açıklarken kısa süreli molalarda arabadan inip alabildiğine çığlık atarak rahatlıyorlar.
Fazla zorlama mı?
‘Sonsuz’ doğrusunu söylemek gerekirse -senaryosunun- mantığını sağlam kurmuş bir film. Bir yanıyla geçmişin o ünlü klasiği ‘Atları da Vururlar’daki (They Shoot Horses, Don’t They?/Yön: Sydney Pollack/ 1969) karakterlerin dans maratonunda ayakta kalmalarını ya da yorulup pist dışına çıkmalarını da hatırlattı bana. Ama öte yandan iyi eğitim almış küçük burjuva ailelerin mensubu dört gencin bu denli umutsuz reflekslerle hareket etmesi acaba fazla zorlama mı diye de düşündürdü. Çünkü meseleye bizim gibi coğrafyadan bakıldığında genç-yaşlı herkesin üzerinde çok çok fazla dert, ekonomik çıkmaz, gündelik hayatı sürdürme zorluğu var. Fakat şunu da kabul etmek lazım; Trump gibi bir belanın sultası altında hem ABD’de hem de bütün dünyada zorbalık ve mafyatik düzen geçerliliğini koruyor. Geleceğe yönelik endişeler, hayatın zorlu aritmatiği elbette bireylere her yerde benzer kaygıları yaşatıyor. Nitekim yönetmen Ullom, filminin ahlaki sistemin veya değerlerin ayakta kalmadığı, ölmekte olan bir uygarlığın içine doğan Z Kuşağı hakkında olduğunu belirtmiş ve şöyle devam etmiş: “Gelecek veya çekirdek aile vaadi öldü, bu yüzden gidin, kendi ahlaki sisteminizi oluşturun, iyi şanslar. Üniversiteden mezun olmak böyle hissettiriyordu. Ama filmim sadece Z Kuşağı’na değil, insanların içinde kaybolduğu ve huzur bulmaya çalıştığı gençlik dönemlerine de hitap ediyor.”
Merak yaratıyor. Kariyerlerinin başındaki isimsiz oyuncular; Tyler’da Mitchell Cole, Day’de Akira Jackson. Fisher’da Noah Toth ve James’te Phinehas Yoon, canlandırdıkları Z Kuşağı temsilcisi karakterlerini fazlasıyla gerçekçi portrelerle perdeye taşıyorlar. Bence Kafkaesk bir öykü eşliğinde ilerleyen ‘Sonsuz’un paylaştığı fikirler ve açtığı felsefi parantezler kayda değer. Buna asla büyümemek ve dünyanın gerçekleriyle yüzleşmemek de dahil... Filmin gerilim tonundan çok yaşattığı merak duygusu seyircinin ilgisini ayakta tutuyor. Dolayısıyla bu uzun metraj ‘alacakaranlık öyküsü’ne ilgi gösterin derim. İlk filmi ‘Sonsuz’u 80 bin dolara çeken Ullom’un sonraki adımlarında nasıl bir yol izleyeceği de özel ilgi alanımız olacak elbet!
