Bir şeye gereğinden fazla tepki veriyorsak bu, bizde o şeyden bol miktarda olduğunun habercisi olabilir. Bazen fırtına dindikten sonra anlıyor insan olanı biteni. Sahi neden bazı şeyler, bizi diğerlerinden fazla tetikler düşündünüz mü? O şişen gıdı, ruhdaki hangi sinire bağlı? Hiç dışarda kırmızı ışıklar yakmanıza sebep olan kabloyu takip ettiniz mi? Edince kendimize ait haritalar açılıyor masaya. Mesela bizim garsona çıkışmamızın sebebi, garsonun bizim önemli biri olduğumuzu yok sayarak davranması oluymuyor mu? Yani taşı kaldırınca ne çıkıyor ''Ben önemli birisiyim''. Olan her şey içimizde oluyor. Dışarısı diye bir şey yok. Sadece aynalar var gibi düşünün. Dayanamadığımız, tahammül edemediğimiz herşey biziz. Herkes biziz. O duyguyu çok iyi tanımamızın nedeni içimizdeki miktarı. Ayıpladığımız şey kendimizde bastırdığımız şey.
İnsanın kendine yolculuğu bir ömür.
İnsanın kendisiyle tanışması bitmiyor.
İçimizdeki kablolar çek çek gelmiyor.
Kimi çocukluğa, kimi anaya babaya, kimi yaralara...
Piri Reis gibi, haritamızı çıkarıp girinti çıkıntılarımızı bilsek, daha güzel limanlara gitmez miydik?