''Hepimiz hızlı hızlı büyüyüp, çocukça şeyleri çöpe atıyoruz yol üstünde. mesela ağaca çıkmayı, dans etmeyi, resim çizmeyi, hikaye uydurmayı, köstüm giymeyi, şakalara uzun uzun gülmeyi, şakalar yapmayı, üzülünce herkesin ortasında ağlamayı, teselli bulmak için sarılmayı, karanlıktan korkmayı, ayıcığa sarılıp uyumayı bırakıyoruz. Asıyoruz onları yetişkin portmantosuna, sıkıcı biri olarak salonlara giriyoruz.'' Bir çocuğa bakınca, duyguları durgun bir suya taş atmışsınız gibi, berrak ve ortada yaşıyor.
Bir anda bir korku taşı ya da hüüzn taşı düşerse suyuna, hemen görüyorsunuz dalga dalga yayılışını. Saklamak için çabalamıyor. Yüzü buruşuyor, gözyaşları yağıyor. Sesi titriyor. Ne güzel. Neden tutmaya çabalasın ki? Duygulara geçişin serbest olduğu evde büyüyen çocuklar ne şanslıydı. Evlerinde, protesto alanı bırakan ailede büyüyen çocuklar ne şanslıydı.