Cumhuriyet deyince, kadınlar geliyor akla. İlk kadın mühendis, ilk kadın doktor, ilk kadın öğretmen... Tek tek bu yola çıkan cesur kadınlar, Türkiye’de kadınların sadece evde değil; okulda, işte, hayatta da yer alabileceğini gösterdi. 1934’te kadınlara seçme ve seçilme hakkının verildiğini hatırlayın. O dönemde dünya kadın hakları için çalkalanırken, Türk kadını Cumhuriyet’in ışığında sesini bulmuştu. Bugün, Cumhuriyet’in her bir köşede izlerini taşıyan kadınlar, bu hakkı büyük bir gururla taşıyor.
Cumhuriyet deyince akla İzmir geliyor mesela. 29 Ekim akşamında İzmir’in Körfez kıyısında toplanan kalabalık, ellerinde bayraklarla yürüyen yüzlerce insan. Yaşlısı, genci, çocuğu, herkes aynı hedefe bakıyor; özgürlüğe ve bağımsızlığa. Cumhuriyet’in İzmir’i, hepimizin İzmir’i oluyor. O gece deniz kenarındaki fenerler, bayraklarla birlikte yanıyor; şehrin her köşesinden aynı coşku yükseliyor.
Cumhuriyet deyince; İstanbul Boğazı’nın iki yakasında ışıklarla kutlanan Cumhuriyet günleri geliyor aklımıza. Boğaz Köprüsü’ne asılan kocaman Türk bayrağı, her geçene “İşte Cumhuriyet’in simgesi burası” diye sesleniyor sanki. Havai fişekler gökyüzünde patlarken o simgelerin ardındaki anlamı düşünüyoruz. Cumhuriyet, her şeye rağmen bir arada durmanın, birlikte gülmenin ve ağlamanın sembolü.