Asıl sürpriz Roxster adlı emekçiden gelir. Genç adam o hengâme içinde artık 47 yaşına gelmiş kadına büyük ilgi duyar. Neredeyse gerçek bir aşkla... Ve onu tavlar. Ama böylesine yaş farkıyla bu iş nereye kadar gider ki... Doğrusu başlarda bana her şey aşırı ‘İngiliz mizahı’ gibi gözüktü ve çok ısınamadım. Ama birçok biçimsel ve temasal özellikleri var. Hareketli bir kamera, Bridget’in sürekli duyulan iç monologları, Londra’nın tarihsel güzelliği... Film kadın cinselliği üzerine çok ilginç yaklaşımıyla özellikle kadınların ilgisine açık duruyor. Ayrıca İngiliz toplumundan genel bir yansıma da sayılabilir.
Rene Zellweger yine dört başı mamur bir oyun vermiş. Bana sevgili Esin Küçüktepepınar’ı hatırlatan (!) bir yüzü var. Hele ‘şişmiş dudak’ sahnesi. Bir mini komedi zirvesi... 1969 doğumlu oyuncu 1992’den beri sinemada. Chicago, Soğuk Dağ, Cinderella Man, Kanun Benim, Judy (efsanevi Judy Garland’ı oynamıştı) gibi önemli filmleri var. Ayrıca eski filmlerden gelen o müthiş ve İngiliz kökenli oyuncuları... Doktor hanımda Emma Thompson... Eski kocada Hugh Grant... Genç aşıkta Leo Woodall... Wallaker’de siyahi Chiwetel Ejiofor... Mark Darcy’de Colin Firth... Ana babada deneyimli Jim Broadbent ve Gemma Jones... Ve küçüklerde de İngiliz oyun geleneğin hatırlatan oyuncular... Hepsi mükemmel.
Ve işte belki filmin en dokunaklı sahnesi... Bridges Jones’un kendisine sahiden tutulmuş olan genç Roxster’i ‘refüze’ etmesi. (Türkçesiyle reddetmesi.) Gerçekten akıllarda kalacak bir sahne… Hadi bakalım hanımlar, hemen sinemaya...