Evdeki ikiliden özellikle Bruna ona duymak istediklerini söylüyor, iltifatlarda bulunuyor, Ferruccio ise daha itidalli, daha mantıklı davranıyor (özellikle doktor randevuları konusunda ısrarlı) ama onun da hanımefendiye kabul ettirdiği şeyler sınırlı oluyor. Bütün bu aşamalarda Callas’ın sığındığı en büyük liman Mandrax adlı, sakinleştirici etkisi olan ama bağımlılık yapan bir ilaç (öyle ki kendi hayatı hakkında bir film çekmesini hayal ettiği yapımcıya da Mandrax ismini veriyor).
‘Maria’ ele aldığı karakterin hüznünü, açmazlarını, şimdiki zamanda tutunamayışını ve ölümüne doğru attığı kaçınılmaz adımları anlatma derdinde olan bir çalışma. Görüntü yönetmeni Edward Lachman’ın Paris’in kimi yörelerinden yakaladığı enfes kadrajlar öykünün melankoli katsayısının yükselmesine elbette yardımcı oluyor.
Maria Callas’ın, yönetmen Larraín’ın perdeye taşıdığı diğer iki önemli figürden, yani Jackie ve Diana’dan farklı şöyle bir yanı var: Onlar ışıltılar içinde kaybolan hayatlarının, sade ve sakin günlerinin özlemi içersindeydiler, Maria Callas ise elinden kayıp giden şatafatlı, görkemli zamanlarının peşinde ve sahnesini, alkışlarını, kitlesini, el üstünde tutulduğu zamanları ve günleri arıyor...