Putin’in kendisi de Ukrayna sorununa tahammülü olmayan bir Rus politikacısı. Daha tarihî bir bakış açısına sahip. Trump ise gerçek bir ABD’li iş insanı. Bütün odak noktası para. Her şeyi hesaplıyor. “500 milyar dolarım gitti” diyor. Zelenski ise “Hayır, sadece 100 milyar dolar” diyor. Muhtemelen Ukraynalı haklı. Ama Trump’un böyle bereketsiz bir kazana 100 milyar dolar daha yatırmaya niyeti yok. Bütün amacı, Ukrayna’nın kalan maden zenginliklerini ele geçirmek. Elbette Ukrayna’yı bu duruma getirenin bizzat ABD olduğunu ise göz ardı ediyor.
Büyük devletlerin diplomaside tutarlılık ve devamlılık ilkesi bilinir, ancak bu artık ABD için geçerli görünmüyor. Yeni takımı “Seçimi biz kazandık, biz başkayız” diyerek yeni bir dünya düzeni kurma havasındalar.
BAĞIMSIZ VE TARAFSIZ KALMALIYIZ
Değerli meslektaşım ve öğrencim profesör Taşansu Türker, ‘Hariciye Konseri’ adlı bir roman yazdı. Burada bir pasaj çok önemli; daha önce de tartışılmıştı. Onun çok uzun zamandır savunduğu tez şudur: ABD ile Rusya katiyen karşı karşıya gelemez. Nitekim Çin gibi bir tehlike varken, Rusya’yı harcamak hiç akıl kârı değil. Trump’ı bu yüzden ayıplayacak değiliz. Zaten böyle bir yanlışı ancak Avrupalılar yapar.
Geleceğin kavgası -Allah korusun- kesinlikle Avrupalıların yanında yer alacağımız bir savaş olmamalıdır. Hatta böyle bir savaşta bağımsız ve tarafsız kalmamız en mantıklı yoldur. Şayet zorlanacak olursak, savaşa ancak en uygun zamanda, son günün son dakikasında girmeliyiz. İkinci Dünya Savaşı’nda bu tavrı gösterdik. Birincisinde ise ülkeyi mahvettik. Aynı hata, Avrupa’nın yanında yer alarak tekrarlanmamalı.
Son tablo oldukça ilginçti; Güvenlik Konferansı Başkanı Christoph Heusgen neredeyse ağlayacaktı. Ursula von der Leyen ise endişeli ve ağlamaklı gözlerle bakıyordu. Doğrusu bu durum oldukça ironikti. Bu adamlar ve kadınlar, Türkiye’yi Avrupa’dan uzak tutmak için her türlü entrikayı çevirirler. Buraya gönderdikleri temsilciler ise dost gibi geçinerek bizim hariciyecilere adeta kusur bulan bir mürebbiye gibi bakarlardı.