Hariciye teşkilatımız doğrusu, taraftarlar ve karşıtlar şeklinde bir manevrayla onları yönlendirmeyi iyi becermiştir. Dışarıdan birçokları bunu Avrupa taraftarlığı veya düşmanlığı olarak yorumlayabilir.
Şu bir gerçek: Bugün Avrupalılar, artık İsveçlilerin ağzıyla Türk ordusunun savaş gücünden bahseder oldular. Tabii, bu savaş gücü sanayi ile de desteklenecek. Doğrusu, bu gücü onların emrinde harcamak akıl kârı değil. Gelecekte bu durum Türkiye’ye kazanç sağlayacaktır. Eğer “Savaşta kazanç sağlamak ayıptır” diyorsanız, bu savaşa dâhil olmak daha da büyük bir ahmaklık olur.
Münih Güvenlik Konferansı Başkanı Christoph Heusgen, öfkeli bir konuşmasında ABD’nin ortak Avrupa değerlerini dikkate almadığını ve bir anlamda kendilerini terk ettiğini söyledi. Evet, ABD Avrupa’nın çocuğudur ama fazlasıyla yabancılaşmış bir çocuktur. Kendi başına bir kıtadır. Görünen o ki, Alman diplomasisi, birçok alanda olduğu gibi, diplomatik üslup ve strateji konusunda da hâlâ saf ve deneyimsiz yönlerini gizleyemiyor.
ABD, RUSYA’YI KARŞISINA ALAMAZ
ABD, Henry Kissinger’ın Ukrayna Savaşı’nın daha başında realist bir şekilde ifade ettiği gibi, Ukrayna’nın doğusunu Rusya’ya bırakma teklifini kabul etmiş görünüyor. Böylece savaşın sona ereceğini düşünüyorlar. Doğrudur. Açık olan şu ki, Çin meselesi gündemde olduğu sürece ABD, Rusya’yı tamamen karşısına alamaz. Dünya tarihinde birebir tekrarlar yaşanmaz. Ancak Mark Twain’in söylediği ve Taşansu Türker’in de yinelediği gibi, tarihte ancak kafiye vardır. Çin, büyüyen ve giderek güçlenen bir kıta. Hem üretimi hem de tüketimi artıyor. Dünya için büyük bir sorun teşkil ediyor. ABD’nin, böyle bir kıtayla birleşmesi mümkün değil. Almanların birleşmesi ise kendi tarihî hatalarının bir sonucu olabilir.
Elbette ABD, Rusya ve Hindistan aynı cephede olacaktır. Türkiye gibi ülkelerin her iki tarafta da kesin bir yeri yoktur, ancak herhangi bir zor durumda yerleşeceğimiz tarafın bu üç büyük güç olduğu şüphesizdir. ABD’nin tarihsel Rus stratejisi hâlâ geçerliliğini koruyor; Rusya’yı yanında tutmak istiyor çünkü Çin gerçekten büyük bir sorun. Rusya için de Avrupa büyük bir sorun. Rusya, ABD’yi doğrudan karşısına almak istemez. Nitekim Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nda bu stratejiler, Rusya’yı kurtarmıştır.
Bu durumda, Türkiye’nin Ukrayna konusunda son birkaç yıldır izlediği dış politika stratejisinin isabetli olduğu görülüyor. Aynı esnekliğin, dünyanın diğer bölgeleri için de gösterilmesi gerekiyor -özellikle Ortadoğu için-. Günümüz dünyasında ve ülkemizin kuzeyinde ya da güneyinde karşı karşıya olduğumuz sorunlar, birbirinden daha az tehlikeli değil.
Avrupa Birliği, bugüne kadar ekonomik ve kültürel işbirliği bir yana, en çok ihtiyaç duyduğu askerî işbirliği ve güvenlik konularında bile Türkiye’yi dışlama eğilimindeydi. Üstelik bu tutumunu, kaba bir üslupla gizleme gereği bile duymuyordu. Ancak şimdi, ABD’den aldıkları dersle Türkiye’ye yaklaşacakları açık. Sözcülük İsveçli komutanlara bırakılmaz. Fakat herkesin bilmesi gereken bir şey var: ABD artık eski ABD değil. Pazarlıkları buna göre yapmak gerekiyor. Nihayetinde, bazı konularda karşılıklı düzenlemeler yapılabilir, ancak Avrupa Birliği’nin de artık eski AB olmadığını unutmamak lazım. Avrupa ve ABD bazı kurumlarının eskidiğini değil, eridiğini fark edemiyorlar.🙄