DNA’MIZ YAŞAM KİTABIMIZDIR. DNA’larımız “GENLERİMİZİN KASALARI”dır, “GENOMLARIMIZ” olarak da bilinirler. Hayat hikâyemizin özeti her birimize ebeveynlerimizden miras kalan benzersiz genetik kodlar orada gizlidir. Bu nedenle de zaten ben DNA’mızı “yaşam kitabı” olarak tanımlarım. O upuzun kitap aslında “NÜKLEOTİD” adı verilen ve A (Adenin), G (Guanin), C (Sitozin) ve T (Timin) harfleriyle temsil edilen 4 bileşikle yazılmıştır. Kısacası o kitabın alfabesi bu 4 harften ibarettir. Bu 4 harf sayesinde de DNA’da toplam 20 milyar harflik bir hikâye ve o hikâyenin depolandığı 20 bin gen mevcuttur. Gen sayınızın çok olduğunu düşünüp böbürlenmeyin, gen sayılarınız bir solucanla hemen hemen aynıdır. Bizi solucanlardan farklı kılan -iyi ki öyledir- genetik kodlarımızdaki küçük varyasyonlardır. Bu küçük varyasyonlar, ürettikleri muazzam sayıda farklı “PROTEİNLER” ile bizi biz yapar. Zira DNA’larımızın esas marifeti o proteinleri kodlamaktır. Ve o proteinler sadece hücrelerimizi, doku, organ, sistemler ve bizi oluşturmakla kalmazlar. Onlar aynı zamanda vücudumuzla ilgili hemen her şeyi düzenleyen ve yöneten kimyasal haberciler olarak çalışırlar. Bana sorarsanız sağlıklı yaşlanma ve uzun ömürlülük sırlarını anlamanın anahtarı da öncelikle o proteinleri daha doğrusu genleri doğru yönetmekle ilişkilidir. O yönetmenin adı da bu köşede zaman zaman gündeme getirdiğim “EPİGENOM” kelimesidir.😉