Günümüzde bir moda var: İmparatorluktan cumhuriyete geçişi anlayamamak üzerine kurulu bir yaklaşım. Bazıları, İttihatçı diktatörlüğü doğrudan Cumhuriyet rejimiyle ilişkilendiriyor; hatta Cumhuriyet’in kendi içinde yaptığı ayıklamaları hesaba katmadan, iki grup arasındaki bağı araştırıyor. Oysa nihayetinde her ikisi de modern Türkiye’yi oluşturan iki önemli dönemdir. Ama iki takım farklıdır. Arap ülkelerindeki bazı Jön Türkler (bu, genel bir devrimci terimdir; hatta Portekiz’de bile ‘Jön Türkler’den bahsedilir), özellikle Dürziler, Mareşal Georgi Jukov ile İttihatçı liderleri birlikte değerlendirerek olumlu bir bakış açısına sahiptir. Elbette, bu görüşe karşı çıkanlar da vardır.
Kemalizm’e, Hindistan alt kıtasında (Bengal, Pakistan ve Hindistan’ı içine alan bölge) yaşayan birkaç milyonluk Müslüman topluluğu farklı bir perspektiften bakmaktadır. İçlerinde mutaassıp Müslümanlar bile vardır; ancak bizdekinden farklı olarak, Kemalizm’e doğrudan ve şiddetli bir şekilde saldıranlarına pek rastlanmaz.
Muhammed Eyüb Han’ın, Kemalist olarak anılan (pek de haksız sayılmazlar) müşaviri Fazlurrahman Malik (bir süre öğrencisi olma fırsatı buldum), Cumhuriyet reformlarını ve inkılaplarını onun kadar iyi anlayan başka bir Müslüman din bilgini yoktu. Medrese eğitimi ile Oxford’u ilginç bir şekilde birleştiren bir akademisyendi. Feroz Ahmad ise modern siyaset biliminin gereksiz spekülasyonlarından mümkün olduğunca uzak duran, ancak onlardan haberdar olan bir tarihçiydi. Dürüst bir kalemi vardı ve ciddi araştırmalar yapardı. Akdeniz’deki faşizm ile Kemalizm’in ayrıldığı noktaları belirlemeye özen gösterirdi. Bunlar, onun kişisel spekülasyonlarından ziyade, dönemin sağlam raporlarına, gazete yazılarından değerli makalelere kadar uzanan titiz bir taramanın sonucuydu. Türkçeyi iyi bilenlerdendi.