James’la çalışmak gerçekleşen rüyalarımdan biriydi
- Yönetmeniniz James Mangold ile olan iş birliğinizden ve bu hikâyeyi hayata geçirmek için birlikte nasıl çalıştığınızdan bahsedebilir misiniz?
- Jim ve benim çekimlere başlamadan film hakkındaki diyaloğumuz 5 yıl sürdü. Kendisiyle Toronto’da “Ford v Ferrari” filminin galasını tanışmıştık. Ve dediğim gibi, diyaloğumuz uzun yıllar sürdü.Bu sürede senaryoya farklı şarkılar ekleyip çıkardık, farklı şeyler denedik. COVID sırasında birbirimizle çok zaman geçirdik. Onun Malibu’daki evine gidip senaryo üzerinde çalışırdık. Çekimler başladığında üzerimde yeni biriyle çalışmanın verdiği gerginlik yoktu. Çünkü zaten yıllar süren bir diyaloğumuz vardı. Makineyi hemen harekete geçirebildik. Onunla çalışmak gerçek olan rüyalarımdan biriydi.
Müzik yapmaktan keyif aldınız mı?
- Kesinlikle. Yani, her zaman müzik yeteneğim vardı. Tüm zamanımı gitar öğrenmeye, piyano çalmamı ilerletmeye, mızıka öğrenmeye ayırabilmek şahaneydi.
Film benim için bu işin ruhuna ve 1960’lardaki Amerika folk müziğinin ruhuna girmek için mükemmel bir bahaneydi.
FİLM HAYATIMIN BİR PARÇASI HALİNE GELDİ
- Hem fiziksel hem de vokal olarak gerçekten Bob Dylan’ı kanalize etmek nasıl bir süreçti?
- Film hayatımın bir parçası haline geldi. Ve pandemi ve evde olmak elimde çok fazla zaman olmasını sağladı. New York’ta Larry Saltzman ile gitar dersleri almaya başlamıştım, kendisi inanılmaz yetenekli bir gitarist ve öğretmen.
Lisede müzikal tiyatro geçmişim var gerçi ama bugün bile hâlâ kendimi bir şarkıcı olarak görüp görmediğimi bilmiyorum. Sonra Bob’un müziğine gerçekten âşık oldum. Bob Dylan hayranı olmak, tıpkı diğer büyük sanatçılar gibi, sana sürekli bir şeyler veren hediye gibi.
Bir katmanı soyuyorsun başka bir katman daha, başka bir katman daha. Asla doyamıyorsunuz. Bu film üzerinde çalışırken hissettiğim şey buydu.