Kırışıklık devrimine hazır mıyız. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki yaşlanmak hayatın vazgeçilmez bir parçası.
Ona direnmek, onunla kavga etmek, geriye çevirmeye çalışmak ise yapılabilecek en büyük yanlışlardan biri. Yaşlılığa direnmek yerine onunla birlikte, “kol kola girerek hayatı güzelleştirmeye çalışmak” en doğru, akılcı, faydalı, zarif ve güzel yaklaşım. Diğer taraftan yaşlanma sürecinden doku, organ ve sistemlerimizin eşit oranda etkilenmediği de kesin. Bazılarımızın kalbi beyninden, böbreği karaciğerinden, akciğerleri sindirim sistemlerinden daha hızlı yaşlanabiliyor. Ve şu bilgi de net ve kesin: Cildimiz, yaşlanmadan nasibini en erken ve en çok alan organlardan biri, hatta birincisi. Ne var ki her bir kırışıklık başımızdan geçenlerin, hayatın önümüze çıkardığı zorluklara karşın gösterdiğimiz dirençlerin, kavgaların, üzüntülerin ve sevinçlerin de bir hatırası. Geçmişten gelen her şeyimiz gibi o kırışıklıkları da kucaklamak, yok eğer istemiyorsak da onlarla kavga etmeden nazikçe uğraşmak ise en doğal hakkımız. Çoğu insan yaşlanma sürecini zarafetle kucaklayıp fiziksel ve ruhsal sağlığına gereken özeni gösterirken belki de bu nedenle cildini ilk sıraya koyuyor ve işe oradan başlıyor. İç güzelliği ile dış güzelliği birleştirmek yaşlanmayla gelen değişiklikleri daha kapıdan içeri girmeden değiştirmek bence de takdir edilmesi gereken bir çaba. Önünde anlayışla ve saygıyla eğilmeniz lazım. Peki o çabanın dipnotlarında neler var?😐