Kendimizi renkli ama bir yandan da karanlık, eğlenceli ama tekinsiz, hem hüzünlü hem matrak bir dünyanın içinde buluyoruz.
Oyunun süresi biraz uzun, ilerleyen zamanlarda kurgusal anlamda bir revizyon mutlaka yapılacaktır.
Ama genel anlamda keyifle, kahkahayla, soluksuz izlenen bir oyun karşımızdaki.
Hele bir final sahnesi var ki, tam bir görsel şölen.
Dansçılar, yarasalar, kurtlar, deliler ve özellikle de faytona koşulan atları oynayan oyunculara bayıldım.
Atların faytona koşulmasına, hayvanların sömürülmesine, kısaca faytonlara karşıyım, dünyada fayton olmasın ama sadece bu oyundakiler hep kalsınlar ve biz onları izleyelim.
Dekor, koreografi ve kostümlerin de şahane olduğu oyunda rol alan tüm oyuncuları tebrik ediyorum.
Ahmet Burak Bacınoğlu, Başak Tanrıseven, Nezih Işıtan, Şahnur Dedeoğlu Duman, Mihriban Rezzan Seyhan, Cengiz Uzun ve aslında herkes.
Kısa bir süredir sahneleniyor olmasına rağmen sanki yıllardır oynayan, her haliyle oturmuş bir oyun izler gibi hissettirdiler.
Devlet
Tiyatroları Genel Müdürü olarak ne kadar yoğun olduğunu bildiğim Tamer Karadağlı’nın bu dev yapımı ve Drakula rolünü böylesine başarıyla sırtlamış olmasında disiplinli, tiyatro kökenli bir oyuncu olmasının rolü tabii ki büyük.
Kendisi ilk kez 33 yıl önce, 1992’de Ankara Devlet Tiyatrosu’nda sahneye çıktı ve o günden bugüne önemli tiyatro oyunlarında yer aldı. Ama eninim “Drakula Bir Dehşet Komedisi”nin ondaki yeri ayrı olacak.
Yakışıklı, karizmatik, sonsuz aşka aşık Kont Drakula olarak onu izlemeye doyamadık.
Şimdi Türkiye turnesi başlıyor, bir yerde yakalayın, kaçırmayın derim.
Keyifli ve unutulmaz bir tiyatro deneyimi sizi bekliyor.
Ve ben şimdiden yaz turnesini iple çekiyorum.
Aspendos’ta da sahneleneceği düşündüğüm oyunu bir kez daha o büyülü atmosferde izleyeceğim.