İşleri güçleri mi yok?
Heyhat, bayram değil seyran değil, bir İstanbullu için anlaması zor bir şey:
Bu insanların hiç mi işi gücü yok? Hepsinin bu saatte sokakta ne işi var?
Bize İstanbul’da “Kostüm yap, dükkân süsle” falan deseler, üşeniriz. Bir semt yapsa, öbürü sallar. Onlar niye mutlaka bir ucundan tutmaya, işin içine katılmaya gayret ediyor?
Önce dedim ki, “Adana, İstanbul’dan küçük şehir. Böyle şeylere vakitleri, imkânları var. Bizim trafikte harcadığımızı bu tür uğraşlara ayırabiliyorlar...”
Sonra fark ettim ki durum başka.
İstanbul kim kime, dum duma. Öyle parçalanmış, öyle çok yerimizden bölünmüşüz ki bütün bir şehrin tek bir şeyi sahiplenmesi, aynı şeyi kutlayabilmesi imkânsız.
Çoğu zaman birimizin sevinci, öbürümüzün üzüntüsü oluyor.
Peki Adana bu zıtlıklardan azade mi? Asla.
Sadece, bunların yanında bütün bir ahaliyi durduk yere aynı kafaya/havaya sokabilen başka bir entari daha mevcut. Kısa bir süreliğine de olsa bütün diğer kimliklerinden sıyrılıp o rolde birleşebiliyorlar.
Kendi kısa dalga yayınları varmış gibi. Şehir dışında yaşayanlarda da aynı decoder takılı. İş kadını, gazeteci, psikiyatr falan fark etmiyor.
Bir günlüğüne bile olsa kendini Adana’ya atıyor.
İstanbul’da eksik olan, herkesi kucaklayabilen bir hemşehri aidiyeti.
Bu lüksten yoksunuz.
Yapacak bir şey yok, bütün megapollerin ortak çelişkisi: Bazen çok yalnız, ıssız ve tekinsiz.
Keşke Adana, İstanbul kadar büyümese.