ÇOK HAM BİR YAKINMA
“Türkiye Avrupa Birliği’ne girme şansını kaçırdı” diyenlerden değilim. Çok ham bir yakınma olur. Ama başta Türkiye’deki temsilcimiz, Nilgün Cerrahoğlu’nun eşi, eski Avrupa Birliği Türkiye Temsilcisi Gian Paolo Papa ve zamanın AB liderlerinin ısrarına rağmen Ecevit hükümeti bu işe iltifat etmedi. 1974’te müracaat etmedik. İnönü’nün Ankara Anlaşması’yla başlayan girişimini Ecevit tamamlamadı. Kabahat onun değil.
Şunu açıkça söyleyelim: Türkiye sanayisi kendinden emin değildi. Her zaman olduğu gibi yine yanıldılar. İki arkadaşımızın yazdıkları hatıratta hiç zikretmedikleri bir husus var: İlter Türkmen, diplomatik hayatının umulmaz bir hatasını yaptı. Avrupa Birliği’ne müracaat etmememizi ısrarla önerdi. Geri çekildik. Yunanistan ise müracaat etti. İkimiz etseydik Yunanistan’ı da dışarı çekerdik. İki devlet de alınmazdı ama Yunanistan tek başına girdi. O günden beri de kâbusumuz oldu.
Ursula von der Leyen başta olmak üzere, gerek Belçika bürokrasisi gerek Avrupa devletlerini yöneten insanlar, Rönesans devrinden beri Avrupa tarihinin en görülmemiş, beceriksiz ve sığ kadroları. Hiçbirinin içinde ne büyük devlet adamı, ne büyük ekonomist, ne de bizim portrelerini ezberlediğimiz diplomatlar var. Hitler olmasa belki Kissinger, Almanya’da kalıp Avrupalı bir diplomat olacaktı.
Von der Leyen çantasında parayla gezen bir teyze. Türkiye’ye geliyor, “Daha çok göçmen alırsan sana bir milyar Euro” diyor. Orta Asya ülkelerine de 12 milyar Euro’luk yatırım vaat etmiş. Tatbikatta yarısının bile kullanılamayacağı açık. 12 milyar Euro’yu akıllıca kullanacak ne kadrolar, ne iş adamları ne de politikacılar var. Fakat bu son operasyonda Orta Asya’dan Türk işadamlarını elemek istedikleri açık. Hızla hareket edilmezse eleme başlayınca çok geç olur. Hâlâ Sovyet nomenklaturasından kalma bürokrasiyle iş yürümez, AB’de vaadlerini erteler.