Çevreyle kavga değil çevreyle müzakere
EVET, şehirler büyüyor.
Nüfus artıyor, ihtiyaçlar çoğalıyor.
Ve evet, bazen bu büyüme doğanın kalbini zorluyor.
Ama şunu artık çok net söylemek zorundayız: Gelişmek, doğaya zarar vermek anlamına gelmemeli.
Bu ülkede yıllar boyunca yapılan hataları gördük.
Betona boğulmuş kıyılar; kesilen zeytinlikler, taş ocağına çevrilmiş dağlar...
Bunları unutmuyoruz; unutmayacağız da.
Ama artık başka bir şey yapmalıyız.
Hataları sadece konuşmak değil, iyi örnekleri çoğaltmak zorundayız.
Norveç bunu yapıyor; fiyortların altından geçiyor ama doğayı bozmadan. İsviçre Alpleri’nin içinden tren yolları geçiriyor ama bir ağaca dokunmadan.
Hollanda, denizi kara yapıyor ama ekosistemi koruyarak.
Peki biz ne yapabiliriz?
Her şeyden önce şu anlayışı değiştirmeliyiz.
“Ya çevre ya kalkınma” diye bir şey yok.
İkisi birlikte yürür.
Mesela...
İzmir’de yapılacak bir tünel, eğer doğru planlanırsa, trafiği azaltır, karbon salınımını düşürür.
Ve bir gün doğaya borcumuzu ödemeye başlamak için bir adım olur.
Bence artık yeni nesil siyasetçilerin ajandasında şu cümle olmalı:
“Çevreyle kavga değil, çevreyle müzakere.”
Binalar yapılacaksa yeşiliyle birlikte.
Yollar açılacaksa ağacıyla birlikte.
Tünel mi yapılacak? Doğanın sesini dinleyerek.
Sadece eleştiriye değil, çözüme de ihtiyacı var.
😒