Muhalefeti nezaketten gelen insanlara ihtiyaç var. ONU önce bir filmden tanıdık. Sonra bir senaryodan. Sonra Meclis kürsüsünden… Sırrı Süreyya Önder.
Evet, bazen fikir ayrılıkları olur. Hatta uçurum kadar olur.
Ama bir insan, o fikir ayrılığının içinden yine de bir gülümseme, bir zekâ parıltısı, bir nezaket geçirebiliyorsa işte onu unutmuyorsunuz.
Sırrı Süreyya sinemadan geldi, siyasetin içine yürüdü.
Meclis’teki en ciddi oturumda bile bir espriyle herkesin gardını düşürebilen biriydi.
Bir yanıyla entelektüel, bir yanıyla halk adamıydı.
Ameliyattan çıktı, durumu ciddi.
Ve o kritik eşiği geçerken, daha önce verdiği bir röportaj yeniden dolaşıma girdi.
Diyor ki:
“Yarın emrihak vaki olsa gözüm açık gitmem. Bu hayatı anlamlandırmaya çalıştım. Yetemediğimiz şeyler oldu. Yanlışımız, eksiğimiz, noksanımız oldu. Evladım ve bir torunum var. Onlar, ‘Babamız, dedemiz acaba bizi utandıracak bir şey yaptı mı?’ diye ileride bakarlarsa, yapmadım. Yapmamaya çalıştım.”
Sırrı Süreyya, barış sürecinde rol aldı.
Eleştirildi. Kimi zaman yanlış anlaşıldı. Ama şunu herkes kabul etti. İyi niyetliydi. Dürüsttü. Cesurdu.
Siyaset bugün kavgaya dönmüşken, espriyle yumuşatılan dili her zaman ararız.
Konuşmanın hala mümkün olduğunu göstermemiz gerekir.
Bugün dileğim basit, bir an önce iyileşmesi.
Çünkü bu ülkede hala esprisi zekadan, muhalefeti nezaketten gelen insanlara ihtiyaç var.😐