Havaalanı duygusu asla dijitalleşmez GEÇEN hafta sabah 06.30 uçağına yetişmeye çalışırken yine aynı telaşım vardı. Check-in yaptım mı? Biniş kartını bastım mı?
Telefonumun internetinde bir sıkıntı olur mu?
Belki de bu sabahlar çok yakında tarih olacak.
Çünkü Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO), biniş kartını ve check-in işlemini tarihin çöplüğüne gönderiyor.
Üç yıl içinde uçak yolculuğu artık yüzünüzle başlayacak. Cebinizde kart değil, biometrik veriniz olacak. Yeni sistem şöyle işleyecek: Bilet aldığınız anda telefonunuza dijital bir seyahat belgesi inecek.
Değişiklik olursa otomatik güncellenecek. Pasaportunuzu da telefona yükleyeceksiniz. Havaalanına gittiğinizde ise yüz tanıma sistemi sizi görecek ve sistem diyecek ki: “Evet, bu kişi doğru kişi. Alın, geçirin.”
Ne barkod okutacaksınız ne sıraya gireceksiniz ne de “Acaba koltuk pencerede mi?” diye endişeleneceksiniz. Büyük bir sessizlik içinde sadece gözlerinizle check-in yapacaksınız.
2000’lerde elektronik biletlemede ne yaşandıysa şimdi de yüz tanıma ile bir çağ kapanıyor.
Ve bu çağ kapanırken biz de bir dönemin son yolcuları olacağız.
Biniş kartını cüzdanında taşıyan, check-in kuyruğunda beklerken göz ucuyla diğer yolculara bakan, klasik yolcu profili tarih olacak.
Yeni nesil uçağa yüzüyle binecek, dijital ayak iziyle seyahat edecek. Ve büyük ihtimalle bizim anılarımıza şöyle bakacak:
“Nasıl yani? Siz gerçekten kağıtla mı uçağa biniyordunuz?” Evet… Bir devrin sonundayız. Ama merak etmeyin, nostaljiyi yine biz taşırız.
Ben ilk check-in’imi Atatürk Havalimanı’nda yapmıştım.
Ve evet, ilk kez o biniş kartına ismimi yazdıklarında kendimi James Bond gibi hissetmiştim. O yüzden son cümlem şudur: Bu devir kapanıyor olabilir.
Ama havaalanı duygusu asla dijitalleşmez.😙