Festivale şimdiye kadar yapılan en büyük eleştiri, ot festivalinde yeterince ot olmamasıydı. Bu sene durum değişti. Çeşme Belediye Başkanı Lâl Denizli’nin de konuşmasında söylediği gibi, incik boncuk tezgâhlarından daha çok, çevre köylerden çiftçilerin satış yaptığı ot ve sebze tezgâhları kurulmuştu festival pazarında.
◊ Bir ara kalabalıktan öyle bunaldım ki kendimi Köyiçi’nde bir vaha gibi olan Viento Otel’in restoranı Sota’ya attım.
Burası gurmelerin takıldığı bir yer. Zaten Michelin rehberine de girmiş. Bir masada gastronomi yazarı Ebru Erke’yi gördüm. Bal üzerine bir sunum yapmak için gelmişti festivale. Herkesin merak ettiği soruyu ona da sordum:
“Gerçek balla, sahte balı nasıl ayırt ederiz Ebru”
Cevap, tam bir hayal kırıklığı: Laboratuvar ortamı dışında bunu tadından, kokusundan, renginden falan tespit etmek imkânsız. Bu yüzden de uzun süredir raflarda olan, daha önce defaatle kontrolden geçmiş markaları tercih etmeliymişiz.
◊ Bir başka masada Ankara’nın en meşhur balıkçısı Trilye’nin sahibi Süreyya Üzmez’i gördüm. Bugüne kadar tattığı en lezzetli ıstakozu burada yediğini söyleyip denizlerimizi ne kadar hor kullandığımızdan dert yanıyordu.
◊ Beach’ler ve giriş fiyatları bu sezon da Alaçatı’nın en önemli tartışma konularından biri olacak gibi. Şu anda kişi başı 1200 lira civarında olan fiyatların sezonda kaç lira olacağına dair hararetli tartışmalar sürüyor.
◊ Ilıca plajının da ücretli olması gündemdeymiş. Ücret derken, 5-10 lira sembolik bir para. Temizlik, tuvalet gibi hijyenik hizmetler için. Böyle makul fiyatlarda olduğu sürece aklıma yatıyor giriş ücreti. Zaten bana kalırsa bütün Çeşme’nin en güzel plajı Ilıca Halk Plajı. Niye taşlık-kayalık yerlere gidip o kadar giriş parası verirler, anlamak mümkün değil.
◊ Alaçatı’da herkesin dilinde olan bir tabak var: Ortaya Restoran’ın sahibi Burakhan Akçe’nin tavuklu risotto’su. Bildiğimiz tavuklu pilav, ne özelliği olabilir ki dedim, haklılarmış. Anlatılmaz, tadılır. Sırrını galiba çözdüm: Bence farkı, içine kattığı peynirden geliyor.😇