‘ISIRILAN’ ÖBÜR TARAFA GEÇER
Bu türün klişelerini bilirsiniz, çocukluğumuzdaki ‘yakantop’ oyununda olduğu gibi yanan (yani ‘ısırılan’) öbür tarafa geçer ve rakip (düşman) kimliği kazanır. Burada da Remmick ve daha önce onun ısırıp safına kattığı Joan ve Bert çiftinden oluşan ‘üçlü’, kulüpten çıkanı ‘sobeleyerek’ vampire dönüştürüyor ve koca bir topluluk mekânda kalan az sayıda insanı da ısırmak için saldırıp duruyor... Vampirlerden korunmak için en önemli savunma unsurlarından biri olan sarımsak ve onları yok etme yolundaki en garantili yol olan göğüslerine kazık çakmak devreye girse de asıl kurtuluşu sağlayan güneşin doğma vakti, kalanlar için umudun ta kendisine dönüşüyor. Gün yavaş yavaş ışırken kayıplar listesi de oldukça kabarıyor.
‘Günahkârlar’ı dönem havası ve genel atmosferi itibariyle ‘The Color Purple’ (Yön: Steven Spielberg) ya da ‘The Thing’ (Yön: John Carpenter) gibi yapımlara da benzetenler var ama asıl adres sanırım ‘Günbatımından Şafağa’ (From Dust Till Down) olsa gerek. Hatırlanacağı gibi Robert Rodriguez’in George Clooney, Salma Hayek, Quentin Tarantino, Harvey Keitel gibi isimlerden oluşan kadroya sahip yapıtı bir ‘yol filmi’ edasında ilerlerken birdenbire vampirler hattına kayıyor ve bambaşka bir şekle bürünüyordu. Ryan Coogler’ın çalışması da pamuk tarlaları arasında siyahların dramı gibi meseleler arasından sıyrılıp benzer şekilde ‘ısıranların ve ısırılanların evreni’ne dahil oluyor.🤨