Ahmet Minguzzi’ye sahip çıkamadık
BU yazıyı yazarken ellerim titriyor.
Bir anne ile babanın umudu...
Bir kültürün iki yakasından doğmuş, bu dünyaya incelik taşıyacak bir çocuktu.
Ve biz...
Bu güzel çocuğu; bir sokak ortasında, bir pazar yerinde, bir öfke anında kaybettik.
Ahmet’in videolarını izledim.
O kadar neşeli, o kadar içten, o kadar pozitif ki...
Yüzüne bakınca, içiniz umutla doluyor.
“Bu çocuk büyür, bu ülkeye güzellik katar” diyorsunuz.
Ama O büyüyemedi.
Ona büyümeyi çok gördüler.
Bir de o anne babayı düşünün...
Annesi Türk, bir çellist...
Babası İtalyan bir şef...
İki kültürün içinden, iki güzel insan...
Ve şimdi her sabah, bir odaya girip oğullarının artık orada olmadığını biliyorlar.
Bir yatağın boş kaldığını, bir sesin sustuğunu biliyorlar.
Evde hala onun kıyafetleri duruyor. Cep telefonunda hala onun şarkı listesi kayıtlı. Son çektiği video, son yazdığı mesaj,
son söylediği “anne...”
O evin içinde hâlâ yankılanıyor.
Düşünebiliyor musunuz?
O acının sesini?
O sessizliğin ne kadar ağır bastığını?
Ve şimdi biz onlara ne diyebiliriz?
“Çok üzgünüz” mü?
“Adalet yerini bulur” mu?
Hangisi yetebilir?
Hiçbiri...
Çünkü Ahmet artık yok.
Ve bu ülkede milyonlarca insan gibi ben de kendime şu soruyu sormaktan kurtulamıyorum.
“Bir çocuğu, göz göre göre kaybettik. Peki biz nasıl bu kadar sessiz kaldık?”
Ahmet’e sahip çıkamadık.