Artık her doğal bal kendi coğrafyasının sesi olacak, biyoçeşitliliğimiz ve endemik zenginliğimiz belgelenecek. Balparmak bir de hedef koydu; Raffaele ile çalışmaya devam edip yıl sonuna kadar en az 13 tane botanik ve coğrafi kökeni farklı balımızın deyim yerindeyse nüfus cüzdanı çıkarılacak. Müthiş bir iş olacak. Yaptığımız bu eğitim sonrası telefonuma katılımcılardan şef Murat Deniz Temel’den bir mesaj geldi: “Ebru Hanım, 3 yıl olgunlaştırılmış Bergama tulumu var elimde, üzerine sizce narenciye mi kullanmalıyım yoksa kekik mi?” Bu işin sandığımızdan da hızlı amacına ulaşıyor olmasını görmek kadar heyecan veren bir şey var mı? Bekleyin, bal üzerine konuşacak daha çok şeyimiz var.
Ot festivalinde atölye.🤨
Etkinliğin hemen ertesi gün Alaçatı Ot Festivali’ne gittim. Sadece gezmeye değil, İtalya’da birlikte eğitim aldığımız Ece Er Aydın’la bal atölyesi düzenlemeye. Bu arada söylemem gerekiyor ki 14’üncü yılındaki festivale kadın elinin değdiği çok belliydi. Atölyelerin içerikleri çok iyi, katılımcı niteliği yüksekti. Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli herkesin en çok şikâyet ettiği konuya da özellikle önem verip kocaman bir pazaryeri kurdurmuştu. Artık eskiden olduğu gibi sarma, kısır değil, kontrolden geçen yöresel ot ve malzeme satıcıları var. Vakumlanmış enginar kalpleri, şevketibostanlar insanın gözünü döndürecek türdendi. Bizim atölyeye gelecek olursak; bir gün önceki ballarımızdan götürdük tadıma; kekik, lavanta, çam, kestane. Ve beklediğimizden çok daha fazla ilgiyle karşılanmak şahaneydi.😑