Kentli olmak kentle bütünleşmek
Bir şehirle sadece içinde yaşayarak değil, onunla birlikte düşünerek yaşanır.
Kentin sesine kulak ver. Her şehir sabah başka sesle uyanır. Martıysa denizdir, vapursa tarih... Duymayı bil.
Yürüyebileceğin mesafeye araba alma.
Kent, adım attıkça senin olur. Tekerlekle değil, ayakla tanırsın.
Parkta oturmak zorunda değilsin. Ama oturursan kentle konuşursun.
Bir bankta 10 dakika otur. Etrafına bak. Şehir sana bir şey anlatır.
Çöplerinle değil, gölgenle iz bırak.
Bir ağacın altına oturduysan, kalkarken teşekkür et.
Kentin taşı da tarihi anlatır.
Binalara bak. Sadece vitrin değil, mimari bir hafızadır.
Toplu taşımayı küçümseme.
Orası bir ulaşım aracı değil, şehrin nabzıdır. Orada kim nasıl yaşıyor, en çok orada görürsün.
Kentte herkes senden önce vardı.
Sokakta yürürken, köşeyi dönerken, sıraya girerken bunu unutma.
Festival varsa katıl. Müzik çalıyorsa dinle.
Kent, yaşayan bir organizmadır. Onu canlı tutmak senin ritminde.
Mahalleni tanı. Manavın adını bil, fırıncının yüzünü tanı. Şehri şehir yapan o büyük tabelalar değil, küçük selamlar.
Kentini savun. Yeşilini, geçmişini, meydanını...
Çünkü kent, sahip çıkıldıkça senin olur.
Ve sen, kentle bütünleştikçe gerçekten kentli olursun.
Ben hala sinemada film izlemeyi seviyorum
Artık çok az kişi “hadi sinemaya gidelim” diyor.
Artık “hangi platformda var?” diye soruluyor. Netflix mi, Prime mı, Mubi mi?
Biliyorum, bu çağda her şey elimizin altında.
Koltukta uzanırken izlenen dizilerin sayısı sinema biletlerini çoktan geçti.
Ve evet, kabul edelim... Netflix gibi platformlar dünyayı değiştirdi.
Ama ben hala sinemada film izlemeyi seviyorum.
Netflix’te abone artışı durmuştu. Şimdi çareyi canlı yayınlarda, spor karşılaşmalarında, Mike Tyson dövüşlerinde arıyorlar.
Parola paylaşımı yasaklanıyor, reklam destekli planlar devreye giriyor.
Yani ne oluyor?
Netflix bile artık başka şeyler izletmenin peşinde.
Çünkü insanlar artık film izlerken bile bir gözleri telefonda.
Oysa sinemada öyle değil.
Sinemada ekran sadece perdede olur. Sessizlik saygıdır. Telefon kapalıdır.
Bir Christopher Nolan filmini salonda izlemekle, evde televizyonun karşısında izlemek aynı şey değil.
Bir Tarantino sahnesini, kalabalıkla birlikte aynı anda nefes alarak izlemek, bir başına kanepede izlemekten başka bir şey.
Sinemanın büyüsü, sadece görüntü değil.
Ortak deneyim.
Belki nostaljik bir cümle olacak ama ben hala o karanlık salona girmeyi, koltuğa yerleşmeyi, film başlamadan önce çıkan kısa sessizliği seviyorum.🤭