Brian de Palma imzalı 1996 yapımı ilk ‘Mission: Impossible’dan bu yana 29 yıl geçti; bu süre zarfında sinema da hayat da evrim geçirdi, onca olay onca gelişme yaşandı, ülkelerdeki liderler, dengeler değişti ama bütün bu devinime rağmen Tom Cruise, Ethan Hunt kimliğiyle aksiyonel bir karakter olmayı sürdürdü. Günümüz sinemasında bu türde yapımlara artık teknolojik dokunuşlar hâkim; heyecan sunan, aklımızı almaya çalışan birçok sahne bilgisayar ekranlarında yaratılıyor. Oysa Cruise bu duruma karşı çıkan bir anlayışla, el emeği göz nuru bir çabayla ve de eski usul tekniklerle, en önemlisi dublör kullanmadan yoluna devam ediyor. Benzer bir anlayışı yeniden gökyüzüne uzandığı 2022 tarihli ‘Top Gun: Maverick’te de perdeye taşımıştı. Bu bakımdan ‘Mission: Impossible’ serisinin böyle bir önemi var; başrol oyuncusu yaşı 63’e dayansa da kaslarından ve aksiyon tarzından taviz vermeden her yeni adımda farklı bir gösteriye soyunuyor. Bu serinin bir başka özelliği de aksiyon sahnelerinin çekimlerindeki geleneksel yapıyı öykü ve tarz açısından da yeniden inşa etmesi; Ethan Hunt, tıpkı James Bond gibi zamana ve modernizme direnen bir karakter. Gezindiği sular eski tip casusluk meseleleri. Ama ‘Son Hesaplaşma’ özelinde öykünün bu kez çok sıradan olduğunu söylemek mümkün. Başlarda adeta ‘çıkan kısım özeti’ tadında geçmiş maceralardan görüntüler sunan bir klip havasında bölüm var, sonrasındaysa Londra ve Washington’ın ardından Bering Denizi’ne, Kuzey Kutup Dairesi’ne ve nihayetinde Güney Afrika’ya taşınan hikâyede son derece soğuk sulara dalma bölümü az-biraz heyecanlı ama asıl adrenalin yükseltici sekans 10 bin fitte süzülen iki eski çift kanatlı uçağın düellosunda ortaya çıkıyor. Buradaki sahneler kuşkusuz filmin şahikası.
Ne var ki 2 saat 49 dakikalık bir süre zarfı içinde ağır ve çok da albenisi olmayan bir hikâyeyi bu ‘yüksek oktanlı’ bölümler bile ayakta tutmakta zorlanıyor bence. Önceki film de çok iyi sayılmazdı ama Hunt’ın motosikletiyle 4 bin metre yükseklikten paraşütle trenin üzerine atlaması ve akabinde trendeki kasayla birlikte ortaya çıkan baş döndürücü sahneler etkileyiciydi. Öte yandan aslında genel olarak aksiyonların en bilinen sorunlu yanlarından biri bazı karakterlerin vedası dolayısıyla karşımıza gelen duygusal sahnelerdir. Filmin geneli içinde inandırıcı olmaz ve yama gibi durur; burada da benzer meseleler kıyıya vuruyor.