TURİZM, TİCARİ KAYGILARDAN UZAK YAPILAN BİR AKTİVİTE DEĞİLDİR
Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Yönetim Kurulu Başkanı Firuz Bağlıkaya ise aynı konuda gazeteci dostum Âdem Metan’ın sorusunu cevaplamıştı. Şöyle diyor: “Bu, eninde sonunda bir ticari faaliyet. Ticari kaygılardan uzak yapılan bir aktivite değil. Yabancı ülkelere, oteller tarafından tahsis edilen oda sayıları, iç piyasaya tahsis edilenden çok daha fazla. Diyelim 400 odanız var ve 300’ünü yabancı pazara tahsis ediyorsunuz. Bu 300 kontenjanı da çeşitlilik olması için ayırıyorsunuz; ‘100 oda Rus, 100 oda Alman, 100 oda İngiliz turist’ gibi... Tüm yumurtaları aynı sepete koymamak önemli. Çünkü her pazarda her zaman ekonomik- siyasi kriz, boykot vs., bir aksilik çıkabilir. Kalan 100 oda ise yerli pazara ayrılıyor. Bu 100 oda ise tur operatörlerine, mayıs ayından ekim sonuna kadar, belli bir doluluk oranı ve belli bir garanti ile dağıtılıyor. Otel diyor ki; ‘100 oda senin. Ama bunun yüzde 80’ini şu fiyattan dolduracaksın.’ Otel ve tur operatörü arasında bir nevi kontrat yapılıyor yani. Türk pazarının sezonu ise hayli dar; temmuz- ağustos. Haziran 20’si gibi okulların kapanması ile yükselir, eylülde okulların açılması ile düşer. Dolayısıyla diğer ülkelerin yüksek sezonuna rastlayan dönem, bizim zaten ‘tüm’ sezonumuz. Bu sebeple Türkiye pazarında tatil fiyatları dışarıya göre yüksek.”
‘TEK YETKİLİ’ FİYATI KATLIYOR
“Bir de ‘tek yetkili’ denilen bir durum var. 15 bin farklı acentenin satabileceği ürünü, bir acente alıyor ve otellerle sadece o pazarlık edip, sözleşme yapıyor. Dolayısıyla onun kâr marjı ve hakimiyeti daha fazla oluyor. Bu da iç pazarda maliyeti arttıran bir kalem. Sezonun darlığı kadar satış strateji ve politikaları açısından da Türk turist daha fazlaya tatil almak zorunda kalıyor.”