KENDİLERİNİ DRAU NEHRİ’NİN AKINTISINA BIRAKTILAR
İade edilenlerin çoğu, gözümüzün önündeki demiryolu ile gönderildiler. Nereye? Sibirya’ya. İçlerinden “suçlu” görülenler ya da görülmek istenenler kurşuna dizildiler. Bu akıbete uğramayanlar -özellikle kadın, çocuk ve yaşlılar- kendilerini Drau Nehri’nin azgın akıntısına bıraktılar. Müthiş bir intihar süreci... Soğukkanlı yerli köylülerden bazıları, bugün 90 yaşını geçmiş olanlar, bu sahneleri hüzünle hatırlıyor. Gördükleri ve büyüklerinden işittikleri bu tarihi facia hâlâ dillerde dolaşıyor.
Tarihi tasavvur etmek bazen çok verimli bir insani yetenek gibi görünse de, bu kurgunun her zaman insana yaramayacağını, fazlasının insanı çıldırtabileceğini düşünmedim değil. Bu kadar yoğun, bu kadar yorucu bir 24 saat yaşadığımı hatırlamıyorum.
Irschen köyünde katliamdan kurtulan Karaşaylı muhacirlerin yaptıkları küçük bir anıt vardı. Ama asıl önemlisi, meçhule giden köylülerin ceplerindeki son altın paralarını bıraktıkları yerli köylülerin diktikleri bir kilise. Kazakların, Rusların ve Ukraynalıların adına yerli halk tarafından inşa edilen bu kilise, Drau Nehri’ne bakıyor.
Ertesi sabah, iç açıcı şeylerden çok sıkıntılar içindeki İstanbul’u özleyerek döndüm. Dünyada devletsiz, yani ordusuz; savunma ve güvenlik gücü olmayan toplumlar her zaman nelere mahkûm olur, bir örneğiyle daha karşılaştım. Üstüne titrememiz gereken kurumlar var; bu kurumları yıpratmaya çalışan zihniyet ise asla tasvip edilecek gibi değil.🤫