CEVDET PAŞA
26-27 Mart 1823 tarihinde doğan Cevdet Paşa’nın 130. ölüm yıldönümündeyiz. Vefatı, 26 Mayıs 1895’e tekabül ediyor. Bırakınız bugünün tarihçilerini, 19. yüzyıl tarihçileri için bile kısa bir hayat. Leopold von Ranke, 80’inden sonra eserlerini vermeye başlamıştır. Cevdet Paşa, beş kere Adliye ve Mezahib Nazırlığı yaptı. İmparatorluğun içindeki Müslüman mezhepleri, dinleri, cemaatleri onun kadar incelikle ele alan yoktur. Ama çok ilginç bir nokta; mutlaka bilgi sahibi olduğu hâlde Dürzilik, Nusayrilik, Yezidilik gibi grupların içinde Anadolu Aleviliğini ele almamış olmasıdır. Aynı tavır Şemsettin Sami’de de görülür. Bu kültürü hiç ele almamayı tercih etmişlerdir.
ZEKÂSI HİSSEDİLİR
İslam tarihi, Türk hukukunun modernleşme tarihinin önemli bir kademesi olan “Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye”, “1858 Arazi Kanunnâmesi” onun Türk hayatına getirdiği yeniliklerdendir. Tanzimat döneminin teşkilatlanmasının her adımında onun zekâsı hissedilir. II. Abdülhamid’den önceki Tanzimat hükümdarlarının en önemli yanı, sonraki rakiplerin bile bir arada muhabbetle idare alanında; vilayetler idaresinde, belediyelerin tanziminde el ele vererek kalıcı yapılar ve eserler yaratmalarıdır. İlk kavga Mithat Paşa ile Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun hazırlanışı sırasında çıktı.
Cevdet Paşa’nın Suriye meselesinin halli, Lübnan’ın düzenlenmesi, Çukurova’daki iskân ve idari tedbirleri harikulade eserlerdir. Süleymaniye Medreselerinde nasıl parlak bir müderris (kibâr-ı müderrisîn) ise kazaskerlik rütbesinden mülkiyeye geçişi ve “Cevdet Paşalığı” da öyledir. Sultan Abdülmecid de Sultan Abdülaziz de ona çok hürmet ederdi. Aynı şey Sultan II. Abdülhamid için de söylenir. Ancak Sultan II. Abdülhamid, Cevdet Paşa’yı yalnızca işine geldiği kadar dinlemiştir.
Ahmet Cevdet Paşa
Ölümsüz eseri Târîh-i Cevdet. Orijinali 11 cilt olan bu eserde, imparatorluğun 1774 Kaynarca Antlaşması’ndan Kırım Savaşı’na kadar olan dönemi ele alır. Rusya tarihine bakışı çok farklıdır. Dâhiyane bir yaklaşımla Büyük Petro reformlarını ve II. Mahmud’un reformlarını karşılaştırır. Bu karşılaştırmayı çağdaş tarihçiler bile bu kadar ustaca yapamazdı.
Devlet-i Âliyye’nin reform devrini onun kadar anlayan yoktur. Çünkü vakanüvislerin aksine, Fransız İhtilali’ni de İngiltere’nin reformlarıyla karşılaştırıp müsbet puanı İngiltere’nin tarihî gelişimine verecek kadar derin bir hukuk bilgisi ve siyasi olayları sınıflandırma kabiliyeti olduğu açıktır.
MEDRESELERİN İLK VE SON GÜNEŞİ
Ahmet Cevdet Paşa, bugünkü Bulgaristan’ın Lofça kasabasında doğdu. Mithat Paşa’nın doğum yerinden çok uzak değildir. İstanbul medreselerinde okudu. Medresenin veremediğini başka mahfillerde aradı, buldu. Ekser ulemanın aksine çok iyi Farsça öğrendi. Arapça ve Farsça bilgisiyle monolit ve en parlak biçimiyle bir Osmanlı münevveridir. Herkes onun gibi olamaz. Ama Fransızca da öğrendi. Fransızca öğrenecek yer aramakta büyük güçlük çekti. İyi bir yer bulamadığından öğrenme sürecinin yarım kaldığı söylenebilir. Eğer Fransızca kaynakları da yeterince hızlı okuyabilseydi, hiç şüphesiz Jean-Jacques Rousseau’nun “Du contrat social”ine paralel ama zıt bir görüşü, bütün Batı ve Doğu’da parlayabilirdi.
Cevdet Paşa, dehaya yakın zekâsı olan olgun bir beyindi. Osmanlı medreselerinin ilk ve son güneşidir.