Dördüncüsü gerçekleşen Michelin ödül törenine katılmak üzere geçen hafta Dubai Turizm Ofisi’nin davetlisi olarak Dubai’ye gittim. Ve nereye gittiğimizi söylemeden bizi iki gecede götürdükleri iki mekânın üç yıldız alması bizim için de inanılmaz bir deneyimdi. Törenden bir ve iki gece önce ziyaret ettiğimiz ve şefleriyle sohbet edip sonuçlar üzerine tahminler yürüttüğümüz her iki restoran da Dubai’nin ilk üç yıldızlı iki restoranı oldu: Trèsind Studio ve FZN by Björn Frantzen. Bu iki restoranı buraya kısaca sığdırmaya çalışmayıp başka bir yazıda anlatacağım. O yüzden, gelin şimdi genel yorumlarımı paylaşayım sizlerle.
Trèsind’in bu başarısı sadece bir restoranın değil, aynı zamanda Hint mutfağının ve Dubai’nin yükselişinin bir göstergesiydi. Çünkü şimdiye dek Hint mutfağı, hep ‘gündelik, çalakaşık yemek’ ya da ‘iyi ama yüksek mutfak için yeterli değil’ olarak görülürdü. Oysa Trèsind, Hindistan’ın geleneksel tatlarını modern tekniklerle buluşturarak sizi ülkenin tamamını kapsayan bir tura çıkarırken bir mutfağın sınırlarını Michelin standardında ne kadar genişletebileceğini de gösterdi. Diğer üç yıldızlı restoran olan FZN by Björn Frantzen’in açıldıktan sadece yedi ay gibi kısa bir süre sonra direkt üç yıldız almasıysa Michelin tarihinin rekor başarılarından biri olarak hafızalara kazındı.
Bazı şefler oraya taşınıyor
Bu yıl iki restoranın üç yıldız alması bölgenin gastronomi tarihindeki dönüm noktalarından biri olarak görülebilir. Çünkü Michelin’in üç yıldız verdiği şehirler artık sadece yemekleriyle değil, o yemekleri
taşıyan kültürel ve ekonomik altyapıyla da başka bir lige çıkıyor. Dubai de bu eşiği sessiz sedasız değil, tam anlamıyla sahneyi ele geçirerek, adından söz ettirerek geçti. Düşünsenize dört yıl önce bu şehir
Michelin’e ‘hazır mıydı’ sorusu soruluyordu. Bugün artık soru değişti: ‘Dubai bu hikâyeyi nereye götürmek istiyor?’ Çünkü mesele artık sadece iyi şeflerin iyi tabakları değil; mesele bu coğrafyanın kendini nasıl anlatmak istediğiyle ilgili.