Len Wiseman’ın yapıtında da ana rota intikam duygusu etrafında tanımlanırken Eve Macarro aldığı eğitim sonucu tam bir ölüm makinesine dönüşüyor. Yönetmen ve teknik ekip de ana karakterin aksiyon sahnelerini olabildiğince estetize etmek için koreografik dokunuşlarla özel gayrete soyunurken alev makinelerini meseleye dahil ederek farklı görüntüler elde etmeye çalışmış. Hoş, birçok aksiyon yapımında görkemli sahneler ve alabildiğine estetik kadrajlar olsa da öykü ve diyaloglar genellikle vasatı aşamaz. Yaratıcı ekip böylesi filmlerde seyircinin salona hikâye için değil aksiyon için geldiğini bildiğinden bu türlü meseleleri de dert etmez. ‘Ballerina’da da başlarda sıkıcı ve klişe bölümler var ama iş vurdu-kırdı kısmına gelince taşlar yerine oturuyor ve beklenen sonuç alınıyor diyebiliriz.
Keanu Reeves’in John Wick’te tüm cool’luğuyla arzı endam ettiği yapımda Ana de Armas, Bond filmi ‘Ölmek İçin Zaman Yok’taki (No Time to Die) aksiyon stajının (!) ardından burada üzerine düşenin üstesinden gelmeyi başarıyor. Eve düşmanlarını alt ederken de tabanca, makineli tüfek, bıçak, kılıç, balta, alev makinesi, el bombasının yanı sıra buz pateni ayakkabısı bile kullanıyor. Ian McShane ve ‘rahmetli’ Lance Reddick bir kez daha New York-The Continental Hotel çatısı altında karşımıza çıkarken Ruska Roma direktöründe Angelina Huston’ı, Eve’in mücadele ettiği oluşumun lideri Şansölye’de Gabriel Byrne’ü, yok edilmesi için üzerine ödül konan eski suçlu Daniel Pine’da da Norman Reedus’u izliyoruz.🫣