Bir de şef Tuncay Gülcü var. Nirvana Otel’in içinde Chayote diye bir restoran yapmış. Otelin adını Nirvana koymaları boşuna değil; çünkü Chayote’ye giren ruhani bir tecrübeyle çıkıyor. Yerel ürünle dünya mutfağı arasında kurduğu köprü, ‘MasterChef’in ‘köprüden önceki son çıkış’ tabelası gibi. Ama işte mesele şu: Bu örnekler çoğal(a)mıyor.
Çünkü Antalya’da ‘her şey dahil’ sistemi, her şeyi içeriyor ama lezzeti dışarıda bırakıyor. 5 yıldızlı otellerin restoranlarında genellikle Norveç somonu, Uruguay eti, Uzakdoğu sosu var ama Serik domatesi yok, Finike portakalı ara ki bulasın. Halbuki bu toprakların ürünü dünya çapında. Ama restoranlar bir türlü menülerine kendi topraklarının dilini sokamıyor.
Şimdi siz diyeceksiniz ki “E dışarıda yiyelim”. E, iyi de nerede? Şişçi Volkan gibi yerel cevherler hâlâ ağırlıklı olarak esnafın, nakliyecinin ya da bu satırların yazarının bildiği yerler. Oysa turistin görebileceği yere çıkarılsa, piyaz UNESCO listesine aday olur.
Bu noktada Antalya FoodFest’e bir alkış da ben çakayım. Belediye Başkanı Muhittin Böcek, gastronominin bu şehre katacağı değeri görüp bu festivali sahiplendi. Organizasyonun başındaysa yıllardır “Gelin kebabı, gelin gibi süslenmeli” diyecek kadar işi bilen Gökmen Sözen var. Onların sayesinde şehir, otel lobilerinden çıkıp sokaklarda da lezzet konuşmaya başladı. Ama bu sadece başlangıç olmalı.🤨