Türkiye, iyi belediye reisi görmemiş bir yer değil. Hiç unutulmayacaklarımız var. Muhteşem faaliyetler yapan, düzgün eserler ortaya koyanlar ve onların yanında berbat olanlar da...
BELDENİN BAĞRINA BASTIĞI LİDER
Fakat bu genç mimarın etrafına göre tevazu ile karışık bir üstünlüğü vardı. Zengin bir tarihî beldenin, bir Magnezya’nın (Ulukent demek) mirasını sözle değil; tavrıyla, uzun konuşmadan bildiğini bilen ve bildiren hâliyle temsil ediyordu. 1.5 yılın içinde, bir sokağın öbür sokakla bağdaşmadığı; her çeşit partinin ve görüşün birbiriyle kavga etmediği ama yuvarlana yuvarlana ilerlediği bir beldenin sevdiği, bağrına bastığı lider olmuştu.
Becerikliliğini, dürüstlüğünü ve etkinliğini daha meslek odasındayken gösterdiği belliydi. Uludağ Üniversitesi Mimarlık Fakültesi mezunuydu. Eşi başta olmak üzere, bütün etrafındaki kadro kıpır kıpırdı. İki kere konferansa davet edildim. Benim gibi 70’ini geçmiş birini bile gayrete getiren, “Şurada otursam da şunlarla koşuşsam mı?” diye düşündüren bir grup.
Ani bir ölüm... Şakayla dehşet bir arada. Bu memleketin insanlarına gökte parlayan, hele hele “.” diye sürüklenen insanlara bir ışık. İster istemez bana, ömrümün içindeki onun gibi başka Türkleri hatırlattı. “Hüzünle ve ama niye?” diye sordurarak.
1960’ların sonlarından, Ankara’da beklenmedik bir cenaze törenini hatırladım. Büyük Kurtarıcı’nın başkentinde kurmak için onca çaba gösterdiği devlet tiyatrosuna, tekniği ve repertuvarıyla karşı çıkan yapısıyla iddialı İstanbul’daki; kendisini pek de kabul ettiremeyen ama İstanbul’da Türk tiyatrosunda harikalar yaratan bir trupun başındaki adamı, Asaf Çiyiltepe’yi hatırladım. Zamansız öldü ve onun kaybıyla, bu dünyadaki muhteşem bir tiyatro başkentliğine aday olan Ankara tiyatroları da yavaş yavaş umursamazlığa gitti.