Onun ardından, Türkiye siyaset hayatı ve bürokrasinin özgün fikirli, “Acaba olur mu?” diye dinlediklerini hayata geçiren dürüst politikacısı Adnan Kahveci, aynı köyden çıktı ve aynı şekilde Karadenizli telaşıyla aramızdan ayrıldı, gitti. Yanında da, göz doktorluğunun yanısıra Türk mutfağını da orijinal bir şekilde dirilten sevgili eşi, güzel Füsun Kahveci vardı.
Bu ani ölüm, bana Türkiye’deki üstün insanlar geçidini ve biz talihsiz seyircileri bir kez daha hatırlattı. Olayın niyesini araştırmak adliyenin işi. Giden “gelmiyor” demek değil; bize geliyor ve daha da gelecek. Gelenlere dikkat edelim. “Mutlaka böylesi vardır” demek lazım. Hepimizin başı sağ olsun. Ama kırılmayalım, bükülmeyelim. Başımız dik; bu isimleri anarak istikbale yürüyelim.