MONDAINE DE PARISO BİR ADANMIŞLIK PROJESİ
Uzun bir ara verdikten sonra gittiğim, olağanüstü güzellikteki doğanın ortasında fütüristik yapısıyla insanı başka bir boyuta çeken Baksı Müzesi hakkında ne yazsam az geliyor. Her seferinde duygularımı yansıtmakta yetersiz kaldığımı hissediyorum.Canlı müzik eşliğinde yemek yemeği pek sevdiğimi söyleyemem. İkisine de haksızlık yapıyormuşum gibi gelir. Ancak Çetin Bey akşam yemeği için Tersane İstanbul kompleksinin içinde yeni açılan Mondaine de Pariso’ya davet edip biraz da konsepti anlatınca merakım ağır bastı ve gittik.
Bordo ve altın renk tonlarının, leopar desenlerinin hâkim olduğu, kadife kumaşlar, tasarım objeler yer aldığı hafif loş iki katlı kulübe üst kattan tüm mekânı bir bütün olarak izleyerek giriyorsunuz.
Ortam, orkestra, performansı sergileyen sanatçılar, seçilen parçalar konukları eğlendirmek, hoş vakit geçirtmek üzere kurgulanmış.
Ve saatler ilerledikçe amacına ulaşıyor da.
Yemeklere gelince; beklentilerimin çok üstündeydi. Menü Fransız mutfağı ağırlıklı olsa da havyarıyla tarak karpaçyo, tempura karides gibi farklı mutfaklardan esintiler vardı.
Haftada sadece iki gece açık olan Mondaine De Pariso farklı bir deneyim yaşamak, özel günleri kutlamak, sevdiklerine sürpriz yapmak isteyenler için iyi bir seçenek. İstanbul’un gece yaşamına renk getireceğine hiç kuşkum yok.
17 yıl önce kurulan, bugün Fransız yeme-içme ve eğlence sektörünün önemli oyuncularından kabul edilen Mondaine de Pariso projesinin ardında Paris Society Grubu varmış...
Baksı bana göre Türkiye’nin en özgün müzesi. Ardında büyük holdingler değil, büyük bir özveriyle ve adanmışlıkla çevrelerine ışık saçan akademisyen ve sanatçı Hüsamettin Koçan-Oya Koçan ve Baksı Dostları var. Tüm yönetim kurulu üyeleri de kadınlardan oluşuyor.
Geçtiğimiz hafta katıldığımız sergi açılışı ve salda konuşma etkinliği sırasında Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bengi Kepkep, Kadın Girişim Kurulu Üyesi Aylin Aykurt ve proje koordinatörü Sabriye Fettahoğlu’nun enerjileri, büyük bir özveriyle çalışmaları görülmeye değerdi.
Bizler sanatçı, gazeteci, akademisyen hepimize terapi gibi gelen 2 gün geçirdik, bol bol sohbet ettik, konuştuk. Çoruh Nehri üstünde kurulan salda yapılan ve artık geleneksel hale gelen ‘Akarsu Üstünde Konuşmaları’nı dinledik. Seçkin Pirim’in eserlerini hayranlıkla seyrettik.