‘28 Gün Sonra’ ve ‘28 Hafta Sonra’nın ardından son derece etkili bir geri dönüşe imza atan filmde Dr. Kelson rolünde İngiliz aktör Ralph Fiennes var.
Bu üçüncü adım öncelikle bir büyüme hikâyesi anlatıyor. 12 yaşındaki Spike babasıyla birlikte anakarada enfekte olanlarla mücadele için sahaya çıkarken hem insanlığını yaşama konusunda mesafe kat etmek hem bir tür evrimde yok olmamak ve soyunu sürdürmek için gerekli teknikleri, yöntemleri öğreniyor. Öte yandan annesinin hastalığı ve onun bu derde derman olmak için çare arama çabası genç dimağını yaşam ve ölüm arasındaki o dengenin tam ortasına taşıyor. Anakarada gördüğü, uzaktaki ateş Spike için bir umut ışığına dönüşüyor. O alevlerin sahibinin kendisinden yıllardır haber alınamayan Dr. Kelson olma ihtimalinin, annesi için çare olabileceğini düşündürüyor. Eşi Isla’nın hayatta kalması için çaba gösterirken bir yandan da kaçamak ilişki sürdüren Jamie’nin bu sırrından haberdar olan Spike, babasına güvenini kaybediyor. Bu da ‘büyüme hikâyesi’nin bir başka ayağı elbet; büyükler yalan söyler, yalanla yaşar! Annesine ihanet ettiğini düşündüğü babası, onun için uzak durması gerekilen bir noktaya dönüşüyor.
Annesiyle birlikte tedavi için Dr. Kelson’ı arama gayreti, bulduklarında içine dahil oldukları felsefi meseleler, ‘Memento mori’ (Ölümü hatırla) fikriyatı, lider zombilerden bir ‘Alfa’nın ve onun, yeni doğmuş ama enfekte olmamış bebeği vs. öykünün yatağını derinden değiştiriyor.
Meseleyi sanırım şöyle açmak lazım; Boyle-Garland ikilisi ilk iki filmin temel yapısını koruyup üzerine farklı bir gidişat ve bakış açısı inşa etmişler. Bu üçüncü adım enfekte olanlarla insanlık vasfını kaybetmemiş bir grubun varlığını esas alıyor ama belli bir noktadan sonra seyircisini ana-oğul denklemi eşliğinde ‘ruhani’ bir yolculuğa çıkarıyor. Bu yolculukta rotayı belirleyen Dr. Kelson da ‘bilim kökenli bir şifacı’ profili çiziyor, ki kendisi birçok Batılı eleştirmenin belirttiği gibi ‘Kıyamet’in (Apocalypse Now) Albay Kurtz’unu (Marlon Brando canlandırmıştı) da andırıyor. Dolayısıyla ilk iki filmin izlerinden yola çıkarak üçüncü hamlede benzer bir atmosfer, aksiyon, zombilerle mücadele gibi unsurları bekleyenleri hayal kırıklığına uğratabilecek bir tonu ve derdi var ‘28 Yıl Sonra’nın. Ama mesela ben bu yanlarıyla filmi çok çok beğendim ve ‘auteur’ dokunuşuna sahip, distopik ve felsefi dertlerle örülü bir korku-gerilim çalışması olarak bağrıma bastım!