Filmin yıldızları
Minik Spike’ta Alfie Williams’ın masumiyetini korumakta ısrar eden bir çocuk portresini fazlasıyla inandırıcı halde perdeye taşıdığı yapımda Aaron Taylor-Johnson da baba Jamie’de iyi bir iş çıkarıyor. Ama filmin asıl yıldızları anne Isla’da Jodie Comer ve sonradan sahneye çıkıp sanki öykünün merkezine dönüşen Dr. Kelson rolündeki Ralph Fiennes. İkili adeta bu yapıtın mihenk taşları.
‘28 Yıl Sonra’nın altı çizilmesi gereken yanlarına gelince; ‘Teletabiler’le (Teletubbies) başlayan öyküde daha çok sürünerek hareket eden, ağır, hantal, ‘Gargantua’ gibi her daim aç ve genel görüntü itibariyle Botero heykellerini hatırlatan enfekteler dikkat çekiciydi. ‘Alfa’ların sürüklediği gruplarsa klasik zombi ekolüne yakın çizgideydi. Spike ve babasının ilk deneyim sonrası adaya dönerken arkalarına ‘Alfa’lardan birinin takıldığı bölüm sinematografik olarak bence muhteşemdi, burada karanlıkta gözyüzündeki yıldızlar Jamie ve oğluna eşlik ediyordu. Dr. Kelson’ın kafataslarından oluşan tasarımları da fazlasıyla ilginçti. Bir de İsveç kökenli askeri tim ve bu grup içindeki Erik az ama öz bir esinti sunuyordu. Oklar ve yaylarla gelişen mücadeleyse İngiliz tarihi açısından Robin Hood geleneğine bir gönderme olsa gerek... Rudyard Kipling’in ‘Boots’ şiiri eşliğinde sunulan görüntüler de çok iyiydi. Ben bu detayların anlamlı bir öyküye ulaşmasını ve 69 yaşındaki Danny Boyle’un ustalığını birçok yerine sindirdiği böylesi bir yapıta imza atmasını takdire şayan buldum.
Filmin tek problemi var, genel dokusuna uymayan finali... Burada Marvel yapımlarından ödünç alınmış karakterleri andıran profiller sanırım devam filmine kapı aralamak adına devreye girmişler. Girmeseler iyi olurmuş...
Hayatta kalma meselesi etrafında bir dönüşüme sahip zombi formunu, aile dayanışması ve ölüm fikriyatıyla hesaplaş
ma unsurlarını da ekleyerek sunan bu özel çalışmayı bence kesinlikle kaçırmayın... ‘28 Yıl Sonra’ için Danny Boyle’un uzun süre sonra çektiği en iyi film diyebilirim.