Tebriz
Netanyahu gibi cahil bir Amerikalı velet ki buna İsrailli denemez, İran’ı bombalamaya başladı. İlk hedeflerden biri de Tebriz. Şah İsmail’in şiirlerini okuyan, Fuzûlî’nin Farsçasını ve Türkçesini birlikte terennüm eden, söyledikleri yalnızca Bakü’de, İstanbul’da değil; Balkanlar’da ve Asya’da da çınlayan insanlara yapılan vandallığı sükûnetle karşılayamayız.
TEBRİZ; İran’ın kuzeybatısında; Eynalı ve Sehend dağları arasında, Kuruçay ve Acıçay’ın birleşmesiyle oluşan bir nehir yatağı üzerinde. İklimi kuru; yazları sıcak, kışları hayli soğuk geçer. Safevîler devrinde, daha önce de Akkoyunlular ve İlhanlı Moğolları döneminde, koskoca İran’ın başkentiydi. İran ismini Selçuklular koydu ve İranlılık da onların bu ülkeye getirdiği umumi kimlik ve bilinçtir.
Tebriz’de çarşıda, pazarda, evde her zaman Türkçe konuşulurdu. Uzun bir süre Tahran’dan sonra ülkenin ikinci büyük şehri iken, bugün iki milyonluk nüfusuna rağmen İran’ın dördüncü büyük şehridir. İran Ermenilerinin ruhani merkezidir. Müslüman büyükleri arasında Şems-i Tebrizî de bu şehrin âlimlerindendir. Depremleriyle meşhurdur. Nitekim 1729’daki depremle şehrin birçok abidesi harap olmuştur. Hâlen İran’ın halıcılık merkezi sayılır; en güzel halılar orada dokunur.
Karakoyunlu ve Akkoyunlu döneminden kalma eserler başta Gök Mescid olmak üzere Türk sanat tarihi bakımından son derece önemlidir. Daha doğrusu, Osmanlı sanatının kökenlerini anlamak bakımından mühimdir. Bursa mimarisini anlamak için, Tebrizli ustaları ve Tebriz’in 15. yüzyıl eserlerini iyi tanımak gerekir.