SESSİZ MÜLKİYE GEMİSİ
HASAN Ersel’i Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde tanıdım. Parlak, zeki; o derecede de mütevazı, cana yakın bir dosttu. Benden üst sınıftaydı. O tarihte Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin bence akademi dünyasında tartışmasız üstünlüğü olan kürsüsü Ekonometri idi. Bu kürsü, Profesör Sadun Aren’in Mülkiye’ye hediyesidir. Kürsünün mensupları ön planda mülkiyelilerdir. Üyeleri solcu diye bilinirdi ama iktisat ilmine ve analizlere katkıları bakımından hiç de öyle tek boyutlu değillerdi. Hatta siyasette sol partilerde görünenlerin bile Avrupa’da tahsillerine devam etmeleri ya da Sovyetler Birliği’nde ikamet etmelerinden sonra, dünyayı ve iktisadi yapılanmayı çok farklı şekillerde değerlendirdiklerini söyleyebilirim. Ama bir yerde sabittiler: Demokrasiye ve farklı düşünceye bağlılıkta.
YALNIZ VE HÜZÜNLÜ
Maalesef 1980’den sonra YÖK düzeni zamanında, İhsan Doğramacı’nın bazı tutarlı girişimlerinin yanında, tutarsız eylemleri de oldu. Bunların başında, Ankara ve İstanbul üniversitelerinde, kendisini etkileyen bazı taşralı üyelerin müdahaleleri gelir. Bu sıkıntılardan dolayı istifalar yaşandı. Ders programlarına yapılan lüzumsuz müdahaleleri hatırlıyorum. 1983’te Hasan’la aynı gün istifa ettik. Kıymetli bir insan olarak bir daha da Mülkiye’ye tam dönmedi. Ancak memleketinde, başta Merkez Bankası olmak üzere, devlete bağlı olan tüm sermaye kuruluşları onu istihdam etti.
Son yıllarda ağır hastalığından dolayı görüşemedik. Eşi, sevgili arkadaşımız Tülin ve kızı Zeynep fedakâr bir arkadaş olarak, kendisinin son dönemine kadar hep yanındaydılar.
Çarşamba günü, hüzünlü bir törenle Levent Camii’nden onu uğurladık. Sessiz Mülkiye gemisi yola çıkmıştı. Yalnız ve hüzünlü.
Mülkiye bürokratları böyledir. Nerede olursa olsunlar birbirlerini tanırlar. Devlete ve memlekete hizmet ederler. Sonları da çoğu zaman tantanadan uzak bir şekilde, bir avuç toprağın bağrında biter.