6- SOSYAL MEDYA BASKISI TETİKLİYOR
Bu hastalığın psikolojik yönünü ise Klinik Psikolog Beste Hasırcı ile konuştum. Kişinin kendini yetersiz görmesi ve düşük benlik saygısının anoreksiya gelişmesinde hayli önemli olduğunun altını çiziyor ve şu uyarıları yapıyor: “Hastaların büyük kısmında ‘öz değer’ duygusu bozulmuş oluyor. Yani kişi ancak kilo vererek ya da zayıf olursa beğenileceği ve böylece değerli olduğu gibi yanlış bir hisse kapılıyor. Bu da kişide sürekli mükemmel olma çabası, küçük hataların büyük kaygı yaratması, kontrol ihtiyacı gibi psikolojik sıkıntılara sebep oluyor. Bu durum son dönemde toplumsal ve sosyal medya baskısı ile tetiklenmiş durumda. Kadınların zayıf olmasının başarı ve güç olarak sunulduğu, ‘kusursuz beden’ algısının yaratıldığı ve idealize edildiği, dünya çapında ünlü bazı influencer, model ve sanatçıların fitliğe övgüler düzdüğü, ‘filtrelenmiş’ bir dönem içindeyiz... Bu ve benzeri ‘örnekler/ dayatmalar’ özellikle ergenlik dönemindeki gençleri fazlaca etkiliyor.”
7- AİLE İÇİ İLİŞKİLERE DİKKAT!
“Çocukluk çağındaki travmalar da etkilidir. Eğer kişi, çocukluk döneminde fazlaca eleştirilmiş, değer görmemiş ya da sadece başarısı alkışlanmış, kardeşi/ arkadaşları ile sürekli kıyaslanmış, kendisini ya ailesi ya da çevresinin beklentilerine göre şekillendirmişse de bu durum gelişebilir. Ebeveynlerin çok kontrolcü olması, ayrılmış ya da ölmüş olmaları da önemli bir etken. Böyle durumlarda kişi kendini değersiz, görünmez, suçlu hissedebilir, kontrol ihtiyaçları artabilir ve yaşamındaki olumsuzluk/ kontrolsüzlükleri de yeme davranışları üzerinden kontrol etmeye çalışabilir. Yanı sıra cinsel istismar, aile içi şiddet gibi travmatik durumlar da anoreksiyaya neden olabilir. Bu kişilerde bedenle olan ilişki olumsuzlaşır. Kilo verme, bedenini yok saymanın bir yolu haline gelir. Dolayısıyla ailelere de düşen önemli görevler vardır.”😐