Sobremesa’da her yemeği sevdim. Ama bazılarını çok sevdim. Izgara kalamar ve kum midyeli makarnayı gözüm kapalı tavsiye ederim. Çok basit gibi görünen ama işin sırrı kıvamında ve kullanılan malzemenin kalitesinde gizli kum midyeli makarnanın. Sosu tam dozunda, makarnalar da al dente’ydi.
Birçok yerde ızgara kalamar yapılıyor, çoğu yer de çok iyi yapıyor. Ama Sobremesa’da kalamarlar bol aromalı bir zeytinyağı yatağının üzerinde servis ediliyor. Çanakkale’den gelen zeytinyağı çeşitli baharatlarla zenginleştiriliyor. Önce kalamarı tek başına yedim, güzeldi. Sonra altındaki zeytinyağına bandırarak denedim, olağanüstüydü. Bu kadar basit bir dokunuş nasıl böyle bir fark yaratabilir?
Aslında final ortaya gelen makarnayla oldu. Ondan önce küçük küçük tabaklarla başlangıçlar ortaya geldi. Meze demeye çekiniyorum, çünkü burası bir meyhane değil. Başlangıçlar da dolaptan seçilmiyor. Tam bir Ege lokantası aslında, suyun diğer yanındaki tahta iskemleli mekanlarla bizim tarafın en iyi taraflarının birleştiği bir yer.
Köz patlıcanın tek başına bir anlamı yoktu ama üzerindeki acı biber yağı ve parça parça biberler lezzete derinlik katıyordu. Kıvamı biraz fazla mı suluydu, ekmek banarken zorlanıyor muyduk?
İçinde patates de olan taramanın kıvamı tam yerindeydi. Üzerindeki zeytinlerle zenginleştirilmiş. Kavrulmuş Ege otları yoğurtlu mu yoğurtsuz mu olmalı gibi bir tartışma yaşandı, ama sonuca bağlanmadı. Bir başka tartışmayı ben domates salatasıyla ilgili açtım: sirkesi biraz fazla mı kaçmıştı. Masa ikiye bölündü. Salatanın sosu ekmek banılınca tam dozunda, tek başınaysa sirkesi biraz baskın geliyor.
İncecik dilimler halinde gelen lakerda neredeyse bir sashimi gibi ustaca kesilmiş ve tabağa yerleştirilmişti. Çok zarif ama lezzetten ödün vermeyen bir sunum. Bir porsiyonu maksimum üç kişi paylaşmalı, yoksa kimseye yetmez.😒