Benim asıl favorim İspanyol hamsisi “boquerones” oldu. Altında rendelenmiş domates ve hafif sarımsak, yine mükemmel bir zeytinyağıyla, bu dolgun hamsileri tek başıma bitirebilirim. Benzer şekilde kırmızı karidesleri de Türkiye’de bulmak pek mümkün değil. Ağza atıldığında insanın damağına yapışan, yavaş yavaş eriyerek tadı çıkartılacak özel bir lezzet bu.
Diğer tabaklarda da İspanyol etkisi var. Zaten mekanın adı İspanyolca sohbetin yeme-içme ve muhabbetle uzadığı sofralardan geliyor. Ama benim için tam bir Ege lokantası.
Bol yağlı, bu yüzden de yumuşacık dana antrikot “txuleton” Bask bölgesinden. Kesinlikle az pişmiş ve üzerinde sadece tuzla yenmeli. Yanında “patatas bravas” söylenebilir, ama mönüde yazdığı gibi “Türk işi” bir yorum. Yoğurtlu, acı biberli sosu mükemmel. Patatesler cips gibi yuvarlak ve ince kesilmiş, olması gerektiği gibi çıtır çıtır kızartılmış.
Bir başka atıştırmalıksa Yunanistan’da yaygın olan kabak kızartmanın Japon tekniğiyle yeniden yorumu. Tempura hamuruyla kızartılmış incecik kabakların üzerine parmesan serpiştirilmiş. O gece tempura hamurunu biraz kalın buldum.
Bir de yufkaya sarılı, susamlı ve ballı beyaz peynir saganaki denendi. Beyaz peynir konusunda kırmızı çizgilerim var: Asla sıcak sevmiyorum. Buna rağmen bir parça aldım ve çok sevdim. Çünkü sırrı, beyaz peynirin çok fazla pişmemiş oluşu ama hamurun çıtırlığını korumasıydı. Söylememe gerek var mı, bilmiyorum. Mönü bas bas rakı içilir diye bağırıyor. Ama rakıyı ön plana çıkarmıyor. Biz şarap içtik ama aklım rakıda kaldı.
Yemeğin sonlarına doğru herkes kendi arasında yanı soruyu tartışıyordu: “Buraya bir daha gider gelir miyiz?” Ben de “Yatıya kalabilir miyiz?” diye sordum.🤨