O GASTRONOMİNİN HİKÂYE ANLATICISI
BUNDAN on yıl önceydi.
Gökmen Sözen sordu.
“Bu ülkeye dünyanın en iyi şeflerini getirirsem ne olur?”
O vizyonun adı Gastromasa oldu.
Mutfaktan çok sahneye benzeyen bu dünyanın arkasındaki sessiz diplomatın adı Gökmen Sözen.
Gault&Millau’yu Türkiye’ye getirdi.
Gökmen Sözen
Sadece İstanbul değil, Gaziantep, İzmir, Antalya da bu sarı rehberin içine girmeye başladı.
Dünyanın en seçici yemek rehberlerinden biri artık Türkiye’nin sokak lezzetlerine, şef restoranlarına ve lokal mutfaklarına not veriyor.
Ben ona hikâye anlatıcısı; bazen de bir arka plan stratejisti diyorum.
Mesele, onun Türkiye’nin mutfak mirasını bir kültürel müzakere masasına çevirmiş olması.
Sözen, bu zenginliği kültürel sermayeye dönüştüren bir akıl koydu masaya.
Ve o masa şimdi Londra’da da kuruluyor. Yarın Tokyo’da, öbür gün New York’ta.
Türkiye’nin turizm hikâyesi uzun yıllar “güneş, deniz, kum” üçlemesinden ibaretti.
Oysa bugün turizmin en hızlı büyüyen segmenti ne deniz ne de tarih... Artık gastronomiyi konuşuyoruz.