1978 yılının sonlarında bir İsrail gezisine giden ve orada İsrail Başbakanı Menahem Begin’le görüşen Çetin Altan’ın bu seyahatten sonra zaten yüksek olan egosu tavan yapar ve “Nobel’i ben almalıyım!” demeye başlar.
Oysa o yıllarda Nobel Edebiyat Ödülü’yle adı en sık anılan isim Türk edebiyatının büyük ustası Yaşar Kemal’dir.
Kırıkkanat; “Fransa’da üç romanı yayımlanmış, Küçük Bahçe’nin yayımlanmasını bekleyen Çetin Altan, gerçekten iyi yazar olmasına karşın, her şeyden önce edebiyat alanında verdiği eser sayısı sınırlı ve gazeteciliğiyle önde gidiyordu. Dolayısıyla ‘Nobel’i ben almalıyım’ çıkışına önce bir anlam veremeyip, şaşırdım” diyor.
GÖZÜMDEKİ DEĞERİ SERBEST DÜŞÜŞE GEÇTİ
Mine Kırıkkanat’ın “Çetin’in İsrail gezisini izleyen bir yılda sabit fikir haline getirip salt benimle paylaştığı Nobel hırsı; 29 Ekim 1979’da onu gerçekten çok alçakça bir davranışa sürükleyecek ve gözümdeki değeri serbest düşüşe geçecekti” diye anlattığı olay ise Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunda yaşanıyor.
1980 darbesine giden yıllar, ülkede pek çok ilde sıkıyönetim ilan ediliyor. İstanbul’da bunlardan biri ve o yılın Cumhuriyet Bayramı resepsiyonu İstanbul Valiliği’nde veriliyor. İstanbul Valisi Orhan Erbuğ bizzat gazeteden telefonla arayarak Çetin Altan’ı da davet ediyor. Resepsiyonun ev sahipliğini İstanbul Sıkıyönetim Komutanı Org. Necdet Üruğ’la birlikte yapıyorlar. Babıâli’de verilen resepsiyona, saat 19.00 sularında Çetin Altan ve Mine Kırıkkanat birlikte gidiyorlar.