Popüler kültür açısından süper kahraman terminolojisinin en eski halkası olan ‘Superman’, sinemadaki uzun soluklu serüveninde yeni bir sayfa açıyor. Çizgi roman âleminin en bilinen iki cephesinden biri olan DC Comics’in (diğeri de Marvel Evreni) kökleri 1933’e dayanan bu portresi zamanında Jerry Siegel’la Joe Shuster adlı iki genç tarafından yaratılmıştır. Hikâye kaos ortamındaki gezegeninden Lara Lor-Van ve Jor-El çiftinin oğulları olarak Dünya’ya kapsül içinde yollanan Kal-El adlı bir bebeğin Kansas’a bağlı Smallville kasabanın yakınına düşmesi ve onu bulan Kent ailesi tarafından yetiştirilmesi üzerine inşa edilmiştir. Zamanla ‘süper’ güçlere sahip olduğunu anlayarak yeni evi gibi hissettiği Dünya’yı ve üyelerini kurtarmak üzere harekete geçer.
Bu popüler çizgi roman daha sonra sinemaya taşındı ve kimi filmlerin yanı sıra TV dizileriyle seyirci karşısına çıktı. Modern zamanlardaki ilk işaret fişeğini 1978’de Richard Donner’ın yönettiği ‘Superman’ filmi yaktı. Başrolünde Christopher Reeve’i izlediğimiz bu yapımı aynı aktörün başrolünde olduğu, sonuncusu 1987’de çekilen üç film takip etti. Efsane 2006’da yeniden ortaya çıktı. Brandon Routh’un canlandırdığı ‘Superman Dönüyor’un (‘Superman Returns’/Yön: Bryan Singer) ardından Zack Snyder imzalı üç adım daha izledik, bu hamlelerde de ana karaktere Henry Cavill hayat verdi.
Eski çerçevesine dönüyor
Girişte konusunu özetlediğim ve ismi sadece ‘Superman’ olan son randevuyu ‘Galaksinin Koruyucuları’ (Guardians of the Galaxy) serisinden hatırladığımız James Gunn yazıp yönetmiş. Bu Marvel’a ait üçlemede ilk iki adımdan sonra ‘The Suicide Squad’la DC Comics cephesine de iş yapan Gunn, böylelikle iki cihanda da boy gösteren bir isim olma vasfını sürdürüyor. 2025 model ‘Superman’de karakter eski çerçevesine dönüyor sanki. Yani saf, temiz, iyi niyetli, The Daily Planet’ın çalışkan elemanı, Lois Lane’in romantik sevgilisi vs.
Gunn’ın kahramanı 70’lerle 80’ler boyu karşımıza çıkan profile denk bir kişilik sunuyor. Adalet ve gerçek peşinde koşarken ‘Amerikan ruhu’nu da yansıtıyor. Ama dünya artık o eski dünya değil. Lex Luthor mesela hırsı ve kıskançlığıyla ön planda, narsist bir kişiliğe sahip. Zamanımızın doymak bilmeyen, açgözlü girişimcilerini ve dijital dünyanın patronlarını andırıyor (kimi yabancı eleştirmenler “Bu karakterde Elon Musk göndermesi var” demiş). Gunn, Kriptonlunun geçmişine ve gelişimine ilişkin öykü için “Zaten biliniyor” diyerek belli kabullerden yola çıkmış ama öte yandan yeni anlattıklarının çerçevesi de bence zayıf. En basitinden Superman hayranlarının ona ilişkin ilk falsoda, biyolojik ailesinin mesajındaki ifadeler sonucu hemen karşısına geçmesi çok yüzeyseldi mesela. Ama yönetmen stile yüklenmiş. Richard Donner’ın 1978 tarihli filmine görsel açıdan göndermeler yapmaya çalışmış (o ünlü jeneriği ve yazı karakterini hatırlatan Antarktika’daki giriş bölümü örneğin) ve en önemlisi Zack Snyder’ın, bir nevi Christopher Nolan’ın ‘Batman’de (özellikle Joker üzerinden) yaptığı gibi karanlık bir atmosfere boğduğu ‘Superman’ mitolojisini yeniden aydınlık atmosfere taşımış.