Öyle kitaplar vardır ki 800 sayfa da olsa önce açılış cümlesiyle anılır.
Mesela şu: “Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.” Kitabı okuyan-okumayan hemen herkesin zihninde ‘Anna Karenina’ belirir.
“Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında…” Yine herkes bilir ki, “kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.”
Bazı romanların ilk cümlesiyse absürtlüklerin habercisidir. Mesela yazar Alper Canıgüz, ‘Oğullar ve Rencide Ruhlar’ romanına şöyle başlar: “Beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürüme başlar.”
Bütün mutlu aileler birbirine benzer; her mutsuz ailenin mutsuzluğu ise kendine özgüdür.” – Lev Nikolayeviç Tolstoy, Anna Karenina (1878)
Lev Nikolayeviç Tolstoy (1828-1910)
Tolstoy’un bu giriş cümlesinde evrensel bir hakikat var. Okur hangi dili konuşuyor olursa olsun, Rus yazarın ne demek istediğini bir çırpıda anlar, hisseder. Tolstoy sıradan bir Yeşilçam filmine bile uyarlanabilecek bir yasak aşk hikayesini ensesinden yakalar, sonra 19’uncu yüzyılın toplumsal normlarıyla bireysel arzuları arasındaki gelgitleri ince ince işler.🤫