Türkiye’de ne Avusturya hanedanının Macaristan’daki yıkıcı faaliyetleri gibisi görüldü, ne de Rusya hanedanı Romanovların başına gelen facia tekrarlandı. Bu olayın etrafında spekülasyon yaratmak, tarihten, coğrafyadan ve etraftaki âlemden haberi olmayan kasaba diplomalılarının işidir. Bunların bu idealinin arkasında ciddiye alınacak bir inanç ya da ideolojik tutum sahibi olduğunu sanmıyorum. Tutumlar değişiktir. İstediklerine Türk toplumunu sürüklerlerse doğacak kaos hiç şüphesiz herkesi etkiler ama en çok kendilerini mahveder. Bu konuda herkesi dikkatli olmaya çağırıyoruz.
Yaşadığımız dünya bir şeyi daha açık hâle getirdi: Ordu rastgele bir kuruluş değildir; bir operet alayı hiç değildir. Eski bir devletiz ve eski bir ordumuz var. Ordu, sadece Türkiye’nin güvenliğinin değil, medeniyet ve kültürünün inşasında en önemli rolü olan, en büyük garantidir. Bütün Türk aleminin ortak güvencesidir. Basında bazı kasıtlı kişilerin “vesayet sistemini yok etmek” gibi abuk sabuk lafları tekrarlamalarının hiçbir anlamı yoktur. Şurası artık açıktır: Türkiye’de bazı zümreler, Türklüğe has bazı müesseselere tahammül edememektedir. Kurumları itibarıyla tarihte önemli bir yeri olan Türkler, kimseye hesap verecek değildir.
BU İNSANLARA DİKKAT EDİN
Bugünkü dünyada, ordusu ve emniyet kuvveti olmayan bir millet, vagonlarla sürgüne gönderilebilir. Bu, sadece İkinci Dünya Savaşı’nda bazı toplumların ve milletlerin uğradığı bir facia değildir, tekrarlanabilir. Hâlâ dünyayı idare etmeye talip bir devletin başındaki adam, insanları Gazze’den Libya’ya sürmekten bahsediyor. Kendisinin ne Gazze’yi ne de Libya’yı tanımadığı çok açıktır. Bu gibi hezeyanlara tolerans gösterilemez ve duymazlıktan da gelemeyiz.
Partisinden önemli mevkide olan birisi yakın geçmişte Türklerin ne olduğunun belirsizliğinden bahsetmişti. Eğer aynı adama siz de kendisi için bu soruyu sormayı başarırsanız, sorular birbirini takip eder. Ortalık tımarhaneye döner. Bu gibi insanların etrafındaki kurumların ve onları yönlendirecek kanaat önderlerinin dikkatli olması gerekiyor.