1988 yılında Hürriyet Fotoğraf Dergisi için çalışırken (Fotoğraf: Merih Akoğul)
ÇAYKA ORADAYDI
Her zaman söz uçar yazı kalır dedikleri gibi, şimdi söz de yazı da uçmuş, geriye hafıza kartında sadece yaşanmış anlar kalmıştı. Orada kimler yoktu ki yazar Yaşar Kemal’ler, fotoğraf üstadı Ara Güler’ler, köşe yazarı Çetin Altan’lar, şair Cemal Süreya’lar, mizah yazarı Aziz Nesin’ler, mimar Aydın Boysan’lar, dilci şair Fazıl Hüsnü Dağlarca’lar, sahaf şair Halim Şefik Güzelson’lar, onun objektifine giren sayısız ressam, heykeltraş, şair, yazar, mimar, tasarım sanatçısı sanki bir türlü sergileyemediği büyük galeride ama onun hep anı belleğinde duruyorlardı.
Kişiselleşmiş anı defterinde Bülent Ecevit ve eşi Rahşan Ecevit, dünyaca ünlü tiyatro yazarı Tennesse Williams ve Rus yazar Radi Fish ve Nazım Hikmet’in arkadaşı Yevgeni Yevtuşenko, Şakir Eczacıbaşı, Sakıp Sabancı, Rahmi Koç ve birlikte röportajını yaptığımız Atatürk’ün fotoğrafçısı Cemal Işıksel, eniştem ressam İbrahim Balaban dahi vardı.
Onunla yapılan geziler hem çok renkli hem de çok fiyakalı olurdu. Hatta birlikte yaptığımız röportajlarda daima önceden tanıdığı kişileri arar ve fotoröportaj için gün saptayıp beni de işin içine katardı. Örneğin şair Arif Damar bu röportajlarımızda bana Zeytin şiirini imzalı olarak hediye etmiş, Atatürk’ün fotoğrafçısı Cemal Işıksel, Atatürk’ün imzalı fotoğraflarını bize hediye etmişti.
Yaşam tüm renkli anların oluşturduğu bir sanat evrenini bize sunarken, o gazeteciliğin verdiği refleksle yaşıyor ama yaşarken bir bir yitirdiği sanatçı, yazar, şair dostları için ve en çok dokunamadığı ve yeterince sevemediği sevgili kızı Çayka için endişeleniyor ve benden onu, Victor Levi Şarap Evi’nin karşısındaki atölyesinde ziyaret etmemi istiyordu. Ama ben onu hayatımda bir kere dahi görmediğim için dükkânına nedense hep uzaktan bakıyordum. Taa ki Cengiz Cıva’nın cenazesi musalla taşına gelene kadar. İşte Çayka oradaydı, Cengiz’in güzel kızı Çayka oradaydı...