ALIŞILMAMIŞ BİR KALABALIK
Eyüpsultan Devlet Hastanesi, Sağlık Bakanlığı’nın mütevazı bütçeli bir kurumu olarak pandemi döneminde harikalar yarattı. Amansız kansere yakalanan veya hassas ameliyatlarda başarı şansı çok düşük hastalar doktor Bahadır Gezer’in ellerinden geçerek şifa bulmuştur. Pazartesi günü hastanenin önünde alışılmamış bir kalabalık vardı. Gelenler görev icabı ya da bir daha göremeyecekleri bir dostu uğurlamak için değil, bağrı yanık insanlardı. Herkesin gözü yaşlıydı. Bir müddet sonra feryad ü figan Eyüp semalarına yükseldi.
Büyük insanın cenazesi nereden çıkar, kim olur, belli olmaz. Ölüm ebedi ayrılıktır. Ama sevilen ve sayılan insanların da hafızalara raptedildiği, bir toplumun gerçek evlatlarının ortaya çıktığı bir olaydır. Türkiye, cerrahlar ülkesidir; sevilen ve sayılan doktorlar her yerde vardır ama Türkiye’de çok niteliklileri bulunur.
Mütevazı bir Türk ailesinin babası, hastanenin sevilen cerrah hocası, eviyle işi arasında gidip gelmeye bağlanmış hayatında can kurtarmayı öne çıkaran biriydi. Hayatının lüksü; haftanın belirli günlerinde Eyüp’e Kastamonu tarafından gelen sebze ve meyvelerden taze ve kaliteli olanları seçmekti. Fırsat buldukça, hiç değilse iki haftada bir baba ocağı Merzifon’a gidip hafta sonunu geçirmek isterdi. Yurdunu sevmek, hizmet etmek, memleketinin meyve ve sebzelerinin tadına varmak, mimar eşiyle İstanbul’dan etrafa bakmak onun yaşamının rengi olmalıydı.
MAHŞERÎ BİR YAS ORTAMI
Ani bir kalp kriziyle aramızdan ayrıldı. O günkü mahşerî yas ortamını görenler bir şeyi anlamıştır: Türkler, tabip dövecek bir histerik kalabalık değildir. Doktor saldırılarının hangi gruplar üzerinde, hangi dış kuvvetler tarafından tertiplendiği, kuru gürültü veya komplo teorisi olmadığı açıktır. Sağlık personelini yetiştirmekten aciz, saçma mali politikaları ve sağlık politikasızlığına uğrayan bazı Batılı devletlerin, Dr. Bahadır Gezer gibi nitelikli kitleleri ele geçirmek istediği de açıktır. Ama onlar gitmezler.