Okay haftada iki gün Santa Monica’da kurulan ve Amerika’nın en iyi çiftçi pazarı olarak nitelendirilen pazardan yapıyor alışverişini. Haftanın beş günü açık, kalan iki günün birinde dinleniyor, diğerindeyse sadece içliköftesini hazırlıyor. Bitlisli annesinden öğrendiği içliköfte mutfağının en büyük kozu. Dışını incecik açıp içini hafif sulu kıvamlı bir kıymalı harçla doldurup haşlıyor ve kendi yaptığı yoğurdun üzerinde, bu içliköfte için özel yaptırdığı bir tabakta servis ediyor. Okay’ın tabaklarını yine Los Angeles’ta yaşayan seramik sanatçısı Selin Diktaş hazırlıyor, tamamen Okay’ın yemeklerine göre şekillendirerek. Restoranın diğer ağır topuysa kebap. Hiç kuzu kullanmadan sadece dana etiyle nefis bir kebap hazırlıyor. Altına da yuzu’yla ekşiliği verilmiş bir ezme salata.
‘Ölçülü aidiyet’ çok önemli
Okay’ın mutfağında dikkatimi en çok çeken şey coşkulu bir nostaljinin değil, ölçülü bir aidiyetin var oluşu. Bakın yurtdışında damardan Türk yemeği yapıyorsanız bu ‘ölçülü aidiyet’ çok önemlidir. Yemeğin formu değişmiş olabilir ama ruhu yerli yerinde durur bu bahsettiğim tanımlamada. Aynı şey yuzu koshulu tereyağında hazırlanan tarhanalı karideste de geçerli. Türkiye’den getirdiği mutfak belleğini Amerika’da yeniden kurarken, onu yıkmadan dönüştürmeyi başarmış olması çok önemli.
Bazı restoranlar kalabalık menülerle değil, derin bağlarla iz bırakır. Sadece tabağa değil, deneyime ve arkasındaki hikâyeye odaklanır. Ve belki de bu yüzden o mutfaktan çıkan bir yemek, bazen size başka hiçbir yerde alamayacağınız kadar özel bir şeyler sunar, dirençle yoğrulan birikimi hissettirir. Tek kişilik dev kadro Okay’ı tebrik ediyorum. Adını ilerleyen yıllarda daha çok duyup onunla daha da gururlanacağımızı düşünüyorum.
İçliköfte - Mastabe