Pamuk gibi kokoreç
Göcek’in Günlüklü Koyu’nda, denize doğru ağır ağır açılan bir boşlukta kurulan Ahãma aynı zamanda Türkiye’nin kıyıya yaslanan ilk Relais&Châteaux (60 ülkede faaliyet gösteren bir birlik) oteli. Relaix& Château üyesi olmak bir otelin sadece lüks olduğunu değil, belirli bir yaşam felsefesine, yerel kültürle derin bağlara ve özgün bir misafirperverlik anlayışına sahip olduğunu gösterir. Yani bu üyelik sıradan bir lüks kategorisinden çok daha rafine değerler bütününü temsil eder. Ahãma’da da durum farklı değil. Burası sadece lezzetli yemekler eşliğinde konaklanacak bir yerden fazlası; bir dönüşüm alanı. Buradaki wellness anlayışı suyla, sesle, nefesle kurulan bir bağ üzerinden işliyor. Sound Temple, Meksikalı tasarımcı Héctor Esrawe’nin imzasını taşıyor; sığla ormanının sessizliğinde, ses frekanslarıyla bedeni hizalıyor. Qi Gong, tai chi, vokal aktivasyonlar ve nefes çalışmaları gün boyu devam ediyor. Gündoğumunda paddleboard yoga; günbatımında, ateşin etrafında yapılan kadim ritüeller...
Tatilde geçen her an, duyuların yeniden doğuşuna davettir ama bizim gibi damağına düşkün olanlar için bu uyanışın kalbinin bir yanının da sofrada atması şarttır. Denizin mavisi kadar büyüleyici, odadaki keten çarşaf kadar dokunaklı bir deneyimdir iyi bir yemek. Ahãma gibi otellerdeyse bu sade-
ce bir lezzet meselesi değildir, bizzat o coğrafyanın ruhunu, doğasını, mevsimini ve kültürel hafızasını da kapsayan bir anlatıya dönüşür. Şefin tabağa koyduğu her detay, o yerle aranızda görünmez bağlar kurar. Ve Ahãma’da bu bağı kurmanıza yardımcı olan şef; Mustafa Otar.