Ahãma’nın ağır topu Ege Umi’de Ege’nin yemekleri Japon teknikleriyle buluşturuluyor. Sadece tadım menüsü servis ediliyor.
Ay ve Ege Umi sadece akşam servis veriyor. Glasshouse kahvaltıdan başlayarak tüm gün hizmet veriyor ve daha gündelik yemekler servis ediyor. Gündüz plajda hizmet sunan Mezkla’yıysa Etiler’den bilen bilir. Yine kendi çizgilerinde tam yaza yakışan bir menü yapmış Mezkla, Ahãma için. Taco çeşitleri, aslanbalığı ceviche ve Meksika’nın adobo (kimyonlu, kekikli bir domates sosu) sosuyla kaplanan ızgara deniz levreği kaçırılmaması gerekenlerden. Köpürtülmüş yüksek yağ oranlı Hindistan cevizi sütüyle yapılmış buz gibi sütlacı tüm yaz yesem sesim çıkmaz, o derece beğendim.
Ahãma’nın ağır topuysa Ege Umi. Ege’nin mutfak hafızasını Japon teknikleriyle birleştirdikleri için Ege ve umamiyi kısaltıp restoranın adında kullanmışlar. Egeliler için Ege’nin hafızası dediğimiz şey, çocukluğumuzun kokularında, çoğu göçmen olan anneannelerin dokunuşlarında, rüzgârla kuruyan otlarda ve güneşin altında büyüyen zeytinde saklıdır. Şef Otar bu hafızayı Japon mutfağının disiplinli tekniğiyle buluşturuyor. Bu bir füzyon değil, aksine, iki kadim kültürün, Ege’nin doğallığıyla Japonya’nın mutfak anlayışının aynı sofrada buluşarak bir uyum kurduğu deneyim. Ege Umi de Otar’ın yönetiminde fakat mutfağın başında uzunca zamandır San Francisco’da çalışan arkadaşı Mert Merkit var. Ege Umi’de sadece tadım menüsü servis ediliyor, yani kendinizi şefin ellerine bırakmanız şart. Dashi jel ve narenciye suyuyla gelen levrek crudo, meyveli kosho’yla (yarı fermente Japon narenciye sosu) gelen et tataki, dozunda kullanılan yosunlar, miso’lar, dashi’ler...